11 Ağustos 2022 Perşembe

İyi Olmanın Sırrı

 

Şimdiye dek pek çok kişiye birebir yada online olarak dertlerine, hastalıklarına yönelik danışmanlıklar yaptım. Özellikle kanser hastalarıyla yaptığımız çalışmalardan ücret dahi almadım. Ücretini aldığım tek alan verdiğim eğitimler oldu.

Lakin pek çok hastalığını iyileştirdiğimiz danışanım hastalığı iyileşir iyileşmez arazi oldu. Bir kısmı hayatına kaldığı yerden devam etti, bir kısmı onu iyileştiren öğretinin değil de başka öğretilerin peşinden gitti, bir kısmı iyileştikten sonra arayıp sormadı bile, bir kısmının iyileştiğinden bile haberim olmadı... Buna ilk başlarda çok içerlemiştim. Hatta her ne kadar, “sen şifanı ver, ne yaptıkları onlara kalmış” desem de acaba boşa mı kürek çekiyorum diye düşünmeden edemedim. 

Yıllar önce Reiki ile Qigong’u karşılaştıran bir yazıda Reiki’nin mucidi Usui’nin hikayesini anlatmıştım. Bir dilenci kasabasına yerleşip yıllarını onları iyileştirmek için harcayan, felçlileri ayağa kaldıran, kanseri iyileştiren, sakatları yürüten Usui’nin gördüğü tek şey “insanların iyileşir iyileşmez çalma çırpma işlerine geri dönmeleri” olmuştu. 

“Demek ki qigong ustalarımın dediği doğruymuş, olay sadece bedende bitmiyor, beden-zihin-ruh bütünlüğü gerekiyor” deyip Reikiyi bırakmıştı. 

Yıllar sonra tüm eğitimlerimde ruh-zihin-beden bütünlüğünü bastıra bastıra anlatsam da; nefes, meditasyon ve egzersizlerin ayrılmaz bir bütün olduğunu savunsam da, iyileşen her öğrencim ve danışanım koşa koşa onları hasta eden hayatlarına kaldıkları yerden devam ettiler, yada benimle iletişim kurmaktan uzak durdular.  Usui ile aynı şey başıma gelmişti. Ve ben de bir süre Qigong eğitimlerini ve şifa vermeyi bırakmaya karar vermiştim. Sıradan bir insan olarak sanatımla, kendi kendine yeten inziva bir hayat sürdüm. 

Ama sonra iyileşenlerin psikolojisini irdeleğimde şunu öğrendim:

Kurtarıcı rolünü oynadığınız (iyileştirdiğiniz/destek verdiğiniz) kişi iyileşip gücüne kavuştuğu zaman uzaklaşacağı ilk kişi siz oluyorsunuz. Yoksa ona sürekli zayıf ve hasta olduğu zamanları hatırlatacaksınız.

Eskiler buna “körün gözü açıldığında kırdığı ilk şey bastonudur” derlermiş.  

Kimseyi kendinize borçlu bırakmamanız gerekiyormuş. Çünkü kimse alacaklısıyla birlkte takılmaktan hoşlanmaz.

Bu psikolojiye vakıf olduğumda onlara hak vermeye başladım. Nankörlük, öğretiye ihanet, gücenmişlik hissi yerini sevgiye ve hoşgörüye bıraktı. Yani bizler de yaşadıkça öğretiden geçmeye devam ediyoruz. 

Peki uzun lafın kısası.

Uyguladığımız özel şifa seansları dışında (ki bunları da öğretiyoruz), sizlere kansere ve hatta kovide yakalanmanızı önleyecek ve hatta yakalandığınızda kurtulacağınız tüm sırları paylaşıyorum.  (aslında hiçbir zaman sır olmadı, defalarca paylaştım, sadece derleyip toplu halde sunuyorum)

Kanser kesinlikle bir hastalık değildir. Kanser bir uyarı sistemidir. Şimdiye kadarki yaşantımızı gözden geçirmemiz gereken bir uyarı sistemi... Beslenmemizi, iş hayatımızı, aile yaşantımızı, kendimize ve insanlara karşı davranışlarımızı, stresimizi, ve pek çok faktörü düzeltip yoluna koymamız için önümüze konulmuş bir fırsattır kendisi. Kanserin nedenlerinden %85ini stres oluşturur, beslenme vs sadece %14 içindedir.

  

1) Alkali Yaşamak

Kanserli hücrelerin en sevdiği ve var olabildiği tek ortam asidik ortamdır. Eğer bedeninizi ve zihninizi alkali yaparsanız kanser manser kalmaz. Evet bunu bu kadar basite indirgiyorum. Zira iyileşen öğrencilerin tamamı bu yolla iyileşti.

Bu metod 1900’lü yılların başında biliminsanı Otto Warburg tarafından bulundu ve bu buluşuyla Nobel ödülü aldı. Yaklaşık 100 yıl insanlardan saklandı. Şansımız varmış ki deccal güçlerin tüm çabasına rağmen bu kadim bilgi yok edilememiş.

Nasıl alkali olacağız?
Asidik tüm gıdalardan, fast-food'dan, hazır paketlenmiş, işlenmiş, pastörize, fermente her türlü şeyden, bağırsakta mayalanmaya neden olan tüm yiyecek ve içeceklerden uzak durarak.

Peki bunlar ne?
Süt ve süt ürünleri, özellikle de işlenmiş ve pastörize olanları bağırsaklarınızda mayalanmaya yol açar. Bağırsakta mayalanma mantar, fungus, candida dediğimiz şeyleri doğurur.
Bağırsağı adam etmek tüm hastalıklarla baş etmenin ilk yoludur.

https://blog.citonk.com/2013/02/karnimizdaki-ikinci-beyin.html

Bu konuda Türk’ün bir numaralı düşmanı ekmektir. Un ve unlu mamüllerin alayı bağırsağınızı ele geçirir. Sadece asidasyona değil şeker hastası olmaya kadar götürür sizi. Şunu da söyleyim, ekmeğin masumu yok! Yok kepekli, yok tam buğday, yok siyez hepsi hikaye.
Makarna da bir unlu mamüldür, hatta şifa kaynağı tarhana bile.
Aşırı siyah çay, kahve, kola vb asidik içecekler, maden suyu,  alkol, sigara da asidasyona maruz bırakır. Bunların pek çoğu vücuttan su çeker. Hele de su içmeyen bir insansanız yandınız. Artirit, kemik erimesi, böbrek problemleri, şeker, ödem vb pek çok hastalığa davetiye...

Kanser asidik sıvı'dır (mantar). Hücrelerin içerisine yerleşip belirli bir bölgede toplandığında kendisini mantar hastalığı şeklinde gösterir. Kanser, Diabet, MS, Artirit, Akne, Egzama ve diğer bütün hastalıklar ASİDOZ'DAN KAYNAKLANIR. ALKALİ HALE GELDİĞİNİZDE HASTALIKLARINIZIN HEPSİNDEN ( %99 ) KURTULURSUNUZ

 

Yiyip içtiğiniz şeyler sonucu asidasyona maruz  kalan bedeniniz bunları atmanın yollarını arar ve “atık” üretir. Belli bir bölgede bunları toplamaya başlar. Tüm bu atıklar asidiktir. Vücudun tamamı zarar görmesin diye belli bölgelerde toplanan bu atıklar alın size tümör, kist, ödem, kolesterol, yağ, safra ve böbrek taşı vb olarak geri döner.

Daha önceki yazılarımda 'gönüllü cehalet'ten bahsetmiştim. Eğer alışveriş yaptığınız şeyleri araştırmaya kalkarsanız, girdiğiniz her marketten eli boş çıkarsınız. Bütçenize acayip katkısı olur.

Tüm korku ve korkunun türevleri olan duygu ve düşünceler, bedende o duygu ve düşünceye tekamül eden organlarda asidasyona yol açar.

Asidasyon arttıkça daha hızlı kilo alırız, kolesterol artar, kalp ve damarlar tıkanmaya başlar, serbest radikaller çoğalır, daha hızlı yaşlanırız, vücuda dağılan oksijen miktarı azalır, kanser vb hastalıklara davetiye çıkarırız.

Nasıl alkali besleneceğiz?
Öncelikle kan grubunuza göre besleneceksiniz. Bunu detaylı kan grubu makalemde inceleyebilirsiniz.

Organik, yada iyi tarım, yani ilaçsız, hibrit tohum olmadan ata tohumu ve yerli tohum ile yetiştirilmiş, civardan da ilaç yememiş, zamanında, mevsiminde yetişmiş sebze ve meyveleri tüketin.

Bol su için! Zira hasta değil, susussunuz. Tercihen klorsuz, florsuz, arıtılmış, iyonize edilmiş, kaynağından taze su için. Damacanaları eve sokmayın. 

https://blog.citonk.com/2012/01/su-ic-cok-yasa.html
https://blog.ersin.net/2014/05/su-mucizesi-ne-kadar-sulusunuz.html

Zeytinyağını eksik etmeyin, diğer tüm yağlardan olabildiğince uzak durun. Kızartma türü şeylerden uzak durun. Daha çok fırında, buharda yapılmış yemekleri tercih edin.

Stresi atmanın en mucizevi yolu düzenli yürüyüşler yapmaktır. Sizi mutlu edecek şeyleri yapın, sakin bir hayat sürün, adrenalinden uzak durun. Adrenalin böbrek üstü hormonları tetikler, geçici zevk ve haz verir ama stres düzeyini artırır. Sizi betaya taşır.

Beta frekansı sizi asidik yapar, alfaya geçin.
https://blog.ersin.net/2016/01/titresimlerin-mucizevi-gucu.html

Gelelim en can alıcı silahımıza:

Karbonat
Karbonatın mucizeleri saymakla bitmez. Bizim alkali olmak için kullanacağımız metod ise şimdiye dek hiçbir fire vermemiş şekilde başarılarla dolu.

Eğer sağlığınız yerinde ise ve bedeninizi alkali tutmak istiyorsanız:
Her sabah kalkar kalkmaz 1 kocaman bardak suya 1 çay kaşığı ingiliz karbonatı karıştırıp için ve güne alkali başlayın. Sabah kalkar kalkmaz içilen suyun faydaları saymakla bitmez. Japonların ciltlerinin pürüzsüz olmasının tek sırrı bu mesela. Eskiden kahvehanelerde çaya karbonat katmanın hileli bir yol olduğuna inanılırdı ama tam tersi. Çay demlerken atılan karbonat çayın alkali oranını yükseltir. Çayın hem rengi daha güzel olur hem de içtiğinizde gırtlağınızı ve midenizi yakmaz. Tabi bu sayede daha çok çay içersiniz. Tek hile burda olsa gerek.

Eğer kanser, tümör vb hastalığınız varsa:
Yine ingiliz karbonatı alıyorsunuz.
İlk birinci hafta bir büyük bardak suya 1 silme tatlı kaşığı karbonat ve 1 çay kaşığı bal yada pekmez koyuyorsunuz. Bal koymanın amacı: Kanserli hücreler şekeri çok sevdiği için bala hamle yaptıklarında karbonat onları haklayacak. Yani tuzak kurmuş oluyoruz. Bunu günde 3 kez öğünlerden yarım saat kadar önce yapıyorsunuz. Dikkat etmeniz gereken konu, ilk bir hafta bunu öğün kaçırmadan yapıyor olmanız. Yoksa meydanı boş bulan kanserli hücreler daha çok azıtabilir.

İlk bir haftayı bu şekilde tamamladıktan sonra, sonraki haftalar aynı şekilde günde 3 kez 1 bardak suya 1 silme tatlı kaşığı karbonat koyup içiyoruz ama bu sefer balsız devam ediyoruz. Buna aralıksız devam ediyoruz. Ta ki, iyileşme başlayana dek. O zaman miktarda azaltma yoluna gidip 1 çay kaşığına geriliyoruz.

https://blog.ersin.net/2014/05/karbonatla-kanseri-yenin.html


alkali beslenme ile ilgili daha ayrıntılı bilgi için:
https://blog.citonk.com/2012/07/kanseri-yenin-alkali-beslenin.html


2) D vitamini

Kanserli hastaların büyük bir yüzdesinde istisnasız D vitamini eksikliği vardır. Zira bu vitaminin eksikliği başlı başına kansere davetiye çıkarır. Kurumsal hayatta yaşayanların çoğu bütün gün florasan ışığında gün yüzü, güneş yüzü görmeden çalışır. Akşam olduğunu bile anlamazlar. Güneşli yerde yaşayıp da güneşe çıkıp yararlı ışınları almayanlar da aynıdır aslında. D vitaminini alabilmek için her gün 11 ile 14 saatleri arası güneş ışınlarının en faydalı şekilde size ulaşacağı saatlerde tabiri caiz ise malak gibi kendinizi güneşe teslim edip bir 20 dk bundan faydalanmanız gerekiyor. Yapamıyorsanız o zaman yaş grubunuza göre Devit3 tarzı sıvı yada ampüllerden almanız gerekir. D vitamini eksik olan çoğu insan genç yaşlarda kemik erimeleri, bel boyun fıtıkları, artirit tarzı rahatsızlıkları yaşamaya başlıyor. Karbonat tedavisi ile vazgeçilmez şekilde uygulamanız gereken yegane şey D vitaminidir. Doktoronuz tarafından belirlenecek yüksek dozda bir D vitamininin istisnasız şekilde Kovidi de yok ettiği ispatlanmış bir gerçektir.


3) C vitamini

Vücut içeri giren fazla C vitaminini atmanın yolunu her zaman bulur. Bu yüzden C vitaminine asılın. Hastalıkları yok eden ve hasta olmanızı engelleyen en güçlü silahınızdır. Sadece tükettiğiniz zaman önemli. Gündüz tüketin. Akşam yemek sonrası tüketilen tüm meyveler şekere dönüşür. Meyve olarak tüketme lüksünüz hiç yoksa 500 yada 1000 mg’lık güvenilir takviyelere başvurun.


4) Gümüş Suyu

Kanseri istisnasız yok eden silahlardan biridir. Hikayesi ta Roma dönemine dek dayanır. O dönemlerde herkes veba vb hastalıklardan, kanserden kırılırken bir grup çingenenin hiç hasta olmadığı görülmüş. Bu insanların düzenli olarak gümüş suyu içtiği, gümüş çatal bıçak kullandığı gözlenmiş. Hatta bunların kendi doktorları daha o zamanlar enjekte yöntemiyle gümüş suyunu damara zerk ederek hastaları iyileştiriyormuş.

Siz nasıl kullanacaksınız?
Yaş grubunuza uygun bir ppm oranıyla şişelerde gümüş suyu satın alabilirsiniz. (40 ppm’den 150 ppm’e kadar. Yetişkinseniz 100 ppm iyidir). Her gün tok karnına içeceğiniz 1 yemek kaşığı gümüş suyu yeterli olacaktır.


5) Kabak Çekirdeği Yağı

Bağırsakları adam eden en güçlü silahtır. Sabah uyanır uyanmaz karbonatlı su içmeden önce 1 büyük yemek kaşığı soğuk sıkım kabak çekirdeği yağı için. (250cc büyük şişe alın) Kabızlık problemi olanları tamamen iyileştirir. İshal yapmaz..


6) Acı Kayısı Çekirdeği ve Buğday Çimi - B17 Vitamini

B17 dediğimiz vitamin tıp dilinde bir laetril. Laetril kullanarak sağlığına kavuşan hastaların kurduğu bir organizasyon var. Adı da “Kanser Terapisinde Kendi Seçim Özgürlüğünü Kullananlar Derneği.”

1953’de Dr. Krebs, kanserin bakteri, virüs ya da toksinlerden değil, vücuttaki eksik gıda takviyesinden kaynaklandığını buldu. Bunu iyileştirecek ve doğada mevcut olan binlerce bitkisel tedavi üzerinde çalıştı ve sonuçta pek çok sebze ve meyve tohumu ya da çekirdeğinin faydalarını ispatladı. Bunlardan bazıları: acıbadem, kayısı, erik, yaban eriği, kiraz, nektarin ve şeftalinin yanı sıra buğday çimi, elma çekirdeği, ketentohumu, sorgum, mısır (darı) ve buna benzer modern insanın menüsünde pek yer almayan bir dolu besin… Doğal, anti-toksik, insan vücuduyla uyum içinde, su bazlı bu besinlere vitamin denmesi uygun görülmüş. Bahsi geçen vitaminlerin de B kompleksi içinde yer alan 17 ayrı vitaminden oluştuğu gözlenmiş ve adına B17 adı verilmiş.

Taze buğday çiminde, aynı ağırlıktaki portakaldan 60 kez daha fazla C vitamini ve aynı ağırlıktaki ıspanaktan 8 kat fazla demir bulunmaktadır. Buğdayın bir başka özelliği ise kandaki toksinleri etkisiz hale getiren maddeler içermesidir. Sıvı oksijenle dolup taşan buğday çimi, doğanın en güçlü anti-kanserojeni olan “Laetril” (B17) içerir.

B17 vücuda girdiğinde hidrojen siyanür üreterek kanserli hücreleri yok etmeye başlar. Salgılanan enzimlerin dokulara daha kolay ulaşabilmesi için buna ilaveten düzenli egzersiz yapılması ve alkali beslenilmesi gerekir.

Yani: vücuda giren siyanüre karşı iyi ve sağlıklı hücreler önceden programlı ve hazırdır, ne yapacağını bilir. Ama kanserli hücreler bilemez. O yüzden sadece kanserli hücreleri öldürür. Yani kemonun yapması gereken ama yapamadığını yapmayı başarır. Kemo bildiğiniz üzere kötü  hücrelerin yanında iyi hücreleri de öldürür ve bağışıklık sisteminizi altüst eder. Kanser tedavilerinin baş aktörü John Hopkins Hastanesi bile kemonun iyleştirmediğini itiraf etmiştir.

En yüksek B17 kayısı çekirdeğinde bulunur. Bunun dışında nektarin, şeftali, kiraz ve erik de yüksek oranda B17 içerir. Ayrıca elma çekirdeği, üzüm çekirdeği, ahududu ve böğürtlen de B17 bakımından zengindir. Bolca B17 içeren besinleri aşağıdaki gibi sıralayabiliriz:

Meyveler: Böğürtlen, yaban mersini, kiraz, üzüm, dut, çilek, ayva, ahududu, şeftali, erik.

Sebzeler: Siyah fasulye, börülce, bezelye, nohut, ıspanak, tere, pancar, okaliptüs yaprağı, acıbadem, kaju.

Çekirdekler: Elma, kayısı, kiraz, darı, keten tohumu, armut, kabak çekirdeği.

Unutmayın elmayı, üzümü çekirdekleriyle yiyin. Kayısının çekirdeklerini kırıp içini yiyin.

Sağlıklı iseniz günde 5 adet acı kayısı çekirdeği yemek sizi kansere karşı korur. Hasta iseniz günde 10-15 arası yemeniz gerekir. Daha fazla sakın yemeyin. Zehirlenmeye yol açabilir.

Kayısısı ile meşhur Hunka Cumhuriyetinde asırlarca halkın tek bir kanser vakası yaşamamasının nedeni de kayısı cekirdeğidir.

https://blog.ersin.net/2014/05/b17-bombardman-ve-hunza-halk.html


6) Zerdeçal

Kanseri iyileştirmede (özellikle akciğer) en güçlü silahtır. Ancak toz değil, kök ekstratı olarak, dosajı yüksek kapsül olarak alınmalı. Fitoterapist Ümit Aktaş tarafından hazırlanan zerdeçal eksrat kapsüllerini kullandık ve faydasını gördük. Tıbbi tarım yöntemiyle elde edilen ve curcumin olarak geçen ekstratları kullanabilirsiniz. Ama çok piyasa olan markaların sentetik versiyonlarından uzak durun..


7) Sarımsak

Var olan en güçlü antibiyotik. Gece yatmadan önce 1-2 diş sarımsağa kürdanla delikler açıp suyla yutabilirsiniz. Uykuda tedavi eder. Sarımsağa metal değdirmemeniz önemli..


8) Çörek Otu Yağı

Hücre yenileyici ve onarıcı gücü vardır. Aynı zamanda kilo da vermek istiyorsanız Kahvaltıdan önce  1 yemek kaşığı. (kilo almak istiyorsanız tok karnına). 250cclik soğuk sıkım büyük şişe alın. "Ölüm hariç her derda deva" diyerek Peygamberimiz tarafından da tavsiye edilmiştir..


9) Udi Hindi Yağı

Enfeksyionlara karşı çok etkilidir. Pandemide çok faydasını gördük. Kullananlar çok hızlı bir şekilde pozitifleri atlattı. Günde bir bardak suya 5-10 damla yeterli..


10) Çam Kozalağı Şurubu/Pekmezi

Gerçek yöntemlerle elde edilenleri tercih edin. Özellikle pandemiden sonra artan akciğer ve solunum problemleri için çok ideal. Her gün bir kaşık yiyin. Yada içine zerdeçal, udi hindinin tozundan, biraz polen, keçi boynuzu pekmezi karıştırarak kendi bağışıklık bombanızı hazırlayın..


11) Kelle Paça Kemik İliği

Bunların çorbasını haftada birkaç kez için. Bağışıklık sisteminiz ve iskelet sisteminiz için çok yararlıdır.


12) Kan Grubuna Göre Beslenme

Bunu ayrı bir makalede paylaşacağım. Zira hepimiz eşsiz bir dna ve kan grubuyla dünyaya geliyoruz. O yüzden uzmanların dediği "şunu yiyin yararlı, bunu yemeyin zararlı" demesi yeterli değil. Eğer "hastalık yoktur, hasta vardır" ilkesi doğru ise, o zaman herkesin aynı şeyi yemesi yada yasak koyması doğru değil. Bedene giren her besin kan grubunuzla reaksiyona girer. Bu yüzden ne yiyip içtiğiniz önemlidir. Çok sevdiğiniz ama hiç toz konduramadığınız besinler kan grubunuz için yanlış seçim olabilir ve sizde alerjik reaksiyonlar, tansiyon, çarpıntı, halsizlik, bitkinlik gibi etkiler yaratabilir. Kan gurubuna göre beslenme ispatlanmış bilimsel bir çalışmadır..


13) Hareket

Hareketde bereket vardır. Özellikle vücudunuzdaki tıkanıkları açacak, enerjinin tüm bedende rahat akmasını sağlayacak hareketler yapmanızda fayda var. Bunun başında elbette ki yürüyüş geliyor. Her gün yarım saat tempo yürüyüş, ne çok hızlı, ne de çok lay lay lom.. 

Sonra Qigong, Yoga, Pilates, Tai Chi gibi yavaş ama etkili öğretilere başvurabilirsiniz. Enerjiyi yani Chi'yi deneyimlemeyi unutmayın. Bu sizi şifacılığa kadar götürür. Bunlara sebat edin ve düzene oturtun..


14) Nefes ve Meditasyon

Sizi Beta'dan Alfa ve üstü frekanslara taşıyacak en güçlü silahınız nefes ve dolayısıyla meditasyondur. Hayatınızın bir parçası haline getirin ve "şu anda nasıl nefes alıyorum" deyip her an nefesinize odaklanın ve hayatı medite bir halde yaşayın...

İşin içine nefes girince en önemli faktör OKSİJEN oluyor. Kanserli hücrelerin en sevdiği ortam oksijensiz ortamdır. Bu yüzden oksijenle zenginleştirilmiş hücreler her daim sağlıklı hücrelerdir. Nefes teknikleri buna hizmet ediyor. Sakın ola ki sizi oksijenden mahrum bırakacak maske vb şeylerden uzak durun. 


15) Hacamat

Vücudunuzda biriken ağır metalleri atmak, sıvı sonrası yan etkileri azaltmak ve yok etmek için işinin ehli olan bir hacamat ustasından hizmet alın


16) Oruç

Oruç mükemmel bir hücre yenileyicidir. Normal zamanlardaki beslenme şekliniz bedeninizdeki kötü hücrelere hizmet eder. "Bana şunu gönder gelsin, bunu gönder ne duruyon" diye sizi yönlendirirler. Siz de habire abur cubur, ekmek, tatlı vb yer durursunuz. Yemek yediğiniz sürece meydan kötü hücrelere kalır. Ama bedeni aç bıraktığınızda aç kalan iyi hücreler kötü hücreleri tehdit olarak görme lüksüne kavuşur ve onlarla beslenirler. Ve bu sayede mükemmel bir hücre yenileme operasyonu başlar. Hastayken büyüklerimizin yaptığı yegane yanlış, bize şifa olsun, enerji olsun diye habire birşeyler yedirmeye çalışmalarıdır. Tam tersi yapılıp vücut aç bırakıldığında ve su diyetine girildiğinde ise beden her zamankinden daha çabuk iyileşir. Oruç körü körüne dini vazife yerine getirmek değildir, şifadır. 

Peygamberimizin hadislerini "o yapmış biz de yapalım" diye yapmayın. Mantığını anlayın. Mesela neden "oturarak su için, ayakta içmeyin" der? Buna günah deyip geçer, çocuklarımıza o şekilde aktarırız. Arkasındaki mantık şudur: oturarak içtiğinizde su mideye gider, ayakta iken ise bağırsağa. Besinlerin ve suyun önce mideye gitmesi ve orda bir işlemden geçmesi şarttır. Basit olarak bunu sağlar. Akıllı olun.


17) Pompacılardan uzak durun

Benzin pompacılarından bahsetmiyorum. Basından, medyadan, tvlerden, haberlerden, bunlarda sürekli çıkan korku pompacılarından bahsediyorum. Tüm bunlar, haberler, diziler, dinlediğiniz müziklere kadar pek çok şey frekansınızı aşağılara çekmek için kurulmuş tuzaklardır. Bunlara kanmayın, haklı olmak yerine mutlu olmayı seçin, korku yerine sevgiyi tercih edin ve yüksek frekansta sabit yayın yapın.

Şifa sizinle...

9 Ağustos 2022 Salı

Paraşütü Açın - NEDEN?


Akıl paraşüt gibidir, sadece açınca çalışır!

Sadece soru soruyorum. Kafanızda kendiniz cevaplayın. 

Neden?

  • Neden korona çıktığından bu yana istatistik kurumları şimdiye dek yayınladıkları grip, bronşit, zatürre, üst solunum yolu hastalıkları gibi vakaları ve bunlara dayalı vefat rakamlarını paylaşmaz oldu?
  • Neden sadece korona vakaları ve buna dayalı ölüm adı altında rakamlar paylaşıldı?
  • Neden ölümlere ait otopsi talepleri kanun çıkarılarak yasaklandı? Zira kimse ölümün gerçekten virüsten olup olmadığını öğrenemedi, öğrenemeyecek.
  • Tüm CDC ve DSÖ belgeleri koronanın izole edilmiş ve ispatlanmış bir virüs olmadığını söylerken tüm dünya buna odaklanıp olmayan bir virüs için tüm insanlığı korkuya boğdu?


  • PCR testinin mucidi olan bilim adamı bu kitin asla virüs tespit ve teşhis amaçlı kullanılamayacağını söylese de, neden insanların beyinlerine kadar o çubuklar ısrarla ve dayatlamalarla sokuldu? üstelik başka test yöntemleri de var iken...

“Tüm vaka ve ölüm sayılarının baz alındığı test asla hastalık yapıcı bir virüsü tespit edebilecek kapasitede değildir ve bir hastalığı teşhis edemez. Dolayısıyla %100 geçersizdir.”  

PCR tesitinin mucidi nobel ödüllü Kary Mullis

  • Sadece %30 doğruluk payı olduğu yetkililer tarafından söylenen bu testin insanlara yasal olmayan yolla dayatılması, pek çok vatandaşlık hakkınızın elinizden alınması, sıvı olmazsanız haftada 2-3 kez zorunlu hale getirilmesi hangi akıl tutulmasına hizmet ediyor?
  • Patojenik virüs diye bir şey yoksa, yanlış şekilde “sıvı” olarak anılan o vücuda-zerk edilebilir-cihazların içine ne konmaktadır ve bunlar ne amaçla kullanılmaktadır?
  • Neden biliminsanı bile olmayan dünyanın en zengin adamı başta olmak üzere pek çok siyasetçinin ve medyatik tipin dünyanın geleceği ile ilgili korku pompalayan varsayımları komplo teorisi sayılmazken ve halkı korku ve paniğe sürükledikleri için bu suç sayılmazken; PCR testini icat eden biliminsanının testin teşhis amaçlı kullanılamayacağını söylemesi ve AIDS aşısını bulan adamın sürekli varyantları olan ve mutasyona uğrayan bir şey için sıvı olunamayacağını söylemesi, bizdeki birçok biliminsanının da gerçekleri söylemesi hem sansürleniyor hem de komploculukla ve şarlatanlıkla suçlanıyor?
  • Neden demokrasiden bahsedilen dünyamızda gerçekler masaya yatırılmıyor? Tartışılamıyor? Tartışmak, bilgilerini paylaşmak isteyen insanlar neden şarlatan oluyor, google arama listelerinde dahi bulunamayacak şekilde sansüre uğruyor, mesleklerinden men ediliyor ve linç ediliyor?
  • Televizyonlarda boy boy gördüğümüz, ama şimdiye dek hiç görmediğimiz biliminsanları hangi ara bu kadar zort diye bir anda yıldızlaştılar? Bunların arkasında kimler var? kimlerin sözcülüğünü yapıyorlar? O tv’den bu tv’ye, sosyal medya şu bu derken bu insanlar ne ara hekimlik yapmaya vakit buluyorlar?
  • Ve neden bu insanların bir dedikleri bir dediklerini tutmuyorken; maske zararlı deyip ille de maske takın demeleri; izaolasyon özellikle yaşlılar için yanlış karardı deyip ardından ille de izole olun demeleri; mutasyona uğrayan bir şeyin sıvısı olmaz, sıvı olsanız da olmasanız da 2 sene içinde mutasyonlarla bu son bulur, hiç bir pandemi esnasında sıvı bulunmamıştır, kendiliğinden sürü bağışıklığı ile geçmiştir deyip ardından tüm sıvıları ve hatırlatma(!) dozlarını dayatmaları; tüm bu çelişkileri normal sayıp koyun gibi son denileni uygulamak, hiçbir şeyi sorgulalamamak bir seçim mi?
  • Neden maskenin zararları ilk başta bahsi geçen medyatik bilimadamları tarafından paylaşılırken sonradan bi anda dayatılan bir zorunluluk haline geldi? Kimler bundan ne kadar rant elde etti?

"Virüs kıyafetlerimiz ve hava ile temas ettiğinde ÇOK HIZLI bir şekilde etkisiz hale gelir. Çünkü virüsler KURUMAYA karşı çok dayanıksızdır. Hapşırdığımızda, konuştuğumuzda veya öksürdüğümüzde, eğer enfekteysek, bu virüsleri dışarıya veririz ve bir kısmı maskede kalır, bir kısmı da kalmaz. Ama orada KURUMA GERÇEKLEŞMEZ, çünkü her nefes alış-verişimizle ve konuşmamızla orayı ve VİRÜSLERİ SÜREKLİ NEMLİ TUTARIZ. Ve ellerimizle bunlarla temas ediyoruz ve böylelikle virüsün yayılmasını sağlıyoruz. Ve normalde yayılımı engellemesi amaçlanan MASKELER tam tersi BUNA YOL AÇIYOR."

- Avusturyalı Biyolog & Yazar Clemens Arvay

HOLLANDA SAĞLIK BAKANI:

Yüz maskesi takmanın tıbbi açıdan yararınına dair hiçbir kanıt yoktur.

– Tamara Van Ark

  • Neden çocuklar maske takmaya başladıktan sonra çocuklarda artan baş dönmeleri, baş ağıları, konsantrasyon güçlükleri,  astım hastalıkları, ağız yaraları, akciğer problemleri masaya yatırılmıyor? Ve neden o küçük bedenler üzerinde bu dayatma devam ediyor?
  • Yasal olarak kanunen hiçbir geçerliliği olmayan bu dayatma nasıl oluyor da insanların okullara girişlerini yasaklayıp eğitim öğretim hakkını elinden alabiliyor? Bu konuda haklarını geri kazanan ve yüzlerce mahkeme kazanan insanlar olduğunu biliyor muydunuz? yetkili açıklamalarında ise sürekli "gönüllülük esasına dayalıdır, zorlama yoktur" denildiğini?

DSÖ açıklaması

Eğer öksürüğünüz, ateş ve nefes alma güçlüğünüz varsa maske takmalı ve tıbbi yardım almalı. Eğer BU BELİRTİLERİNİZ YOKSA maske takmak ZORUNDA DEĞİLSİNİZ. Çünkü maskelerin, hasta olmayan insanları koruduğuna dair BİLİMSEL BİR KANIT YOKTUR.

  • Üretilen satılan herşey bir TÜV ve TSE belgesi almak zorunda iken neden elini kolunu salayan herkes maske satabilir hale geldi?

Başlangıçta,

Yani “maske üretimi” henüz yeterli değilken ve bazı üretici tekellerin eline geçmemişken sizlere dendi ki:

Maske sizi korumaz. Hatta yetersiz oksijen aldığınız için virüsün bulaşma ve hastalandırma riskini arttırır. Hasta olanlar maske takarsa zaten işgal edilmiş akciğerlerine daha az oksijen gider ve ölüm riski artar.

Hop. Maske “gereksiz ve hatta tehlikeli” ilan edildi. Hepiniz inandınız. Çünkü gerçek payı %100’dü. Derken, maske imalatı ve stoklar belirlendi. Kartlar yeniden karıldı.

Bu sefer yönetici sınıf dedi ki: Maskeyi sadece hasta olan taksın. Ve sadece sağlık profesyonelleri kullansın. Diğerlerinin takmasına gerek yok!.. Ama isteyen takabilir.

Maske takmanın zararları ile ilgili haberler bıçak gibi kesildi. Çoğumuz bu yeni bilgi ve uyarıya sazan gibi atladık

Koca, koca devletler maske savaşına girdi. Sağlık profesyonelleri ve hastaların ihtiyacı zar zor karşılandı. Talep alevlendi. Arz sabit kaldı. Malın değeri yükseldi. Bu arada merdiven altı atölyelerden, dünyaca ünlü tekstil markalarına kadar herkes maske üretimine çoktan başlamıştı. Stoklar gün be gün şişti. O yokluk günlerinde: Can havli ile tıbbi maske bulan buldu, bulamayan donundan maske yaptı.

Ve final: Hepiniz maske takın. Takmayan ölür mesajı geldi.

Yetmedi: Takmayan cahil, toplum düşmanı ve hatta vatan haini ilan edildi.

Yetmedi: Zorunlu hale getirildi ve hatta takmayan cezalandırılacak. Denildi.

El mecbur ne yapalım çoluk, çocuk, yaşlı genç taktık. 

Allerjik mi?, Kanserojen mi? Toksik mi?, Fibrotik mi?

Bilen var mı?

Denetleyen var mı?

İnceleyen var mı?

Yarın öbür gün yıllarca bizim kanserojen asbestli borulardan su içmemiz gibi bir şey

olmasın?

Yarın öbür gün çoluğumuza, çocuğumuza yedirdiğimiz kanserojen madde içeren mamalar,

şekerlemeler, abur, cuburlar gibi olmasın?

Hani giydiğimiz terlikten, iç donuna kadar, boya kaleminden, tüylü oyuncağa kadar

yüz binlerce eşyada “kanser yapıcı, astım yapıcı, alerji yapıcı.” Maddeler tespit ettik ya!..

Yarın öbür gün. "Kusura bakmayın bu maskeler kanser yapıyormuş, akciğer

hastalığı yapıyormuş, KOAH nedeniymiş falan gibi haberlerle bizim karşımıza

çıkılmasın!."

Kaliteli bir maskenin ömrü 1.5 saattir. Maske korusaydı hiç kimse pozitif olmazdı. Sadece takmayanlar pozitif olurdu. Bu yüzden sosyal mesafe yalanı uyduruldu. Mesafeye uymadın da ondan oldu densin diye. Ama aynı evde 1 pozitif 4 negatif çıkmasını kimse açıklayamadı.

Dr. Bilgehan Bilge

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı

 


  • Faz çalışmaları toplamda 7 sene sürecek bir şey için nasıl oldu da apar topar sıvı icat edildi ve bu kabul edildi ve de zorla insanlara yapılmaya çalışıldı?


  • Sıvıyı icat eden ve tüm o şirketin çalışanları neden kendileri sıvıyı almıyorlar?
  • Sıvıyı icat eden, onu satan, onu size yapan, onu size dayatan hiçbir sorumluluk almazken nasıl oluyor da kağıda imza atıp tüm sorumluluk size yüklenebiliyor?

Aşçının asla kendisinin yemediği ve zehirlenirseniz sorumluluk almayacağı bir yemeği nasıl olur da kabul edersiniz?


 

  • Sıvının içerisindeki maddeleri ve bunların ileride yol açacağı şeyleri araştıranınız var mı?
  • Sıvı aldıkları kesin olan zira sıvı almadan spor yapmalarına izin verilmeyen ve  patır patır sahalarda düşüp ani kalp krizleri geçiren profesyonel futbolcu, tenisçi, bisikletçi, dağcı, basketbolcu, dalışçı, koşucu, beyzbolcuların neden haber yapılmadıklarını merak edeniniz yok mu? Bu insanların senin benim aksine düzenli kalp ritm ekg vb testlere tabi tutulurken ani kalp krizi ve pıhtı atması durumu yaşaması normal mi? Fizyolojik yapıları, egzersiz ve beslenme programları ile herkesten daha sağlıklı olması beklenen genç sporcular neden kalp komplikasyonlarından aniden yere yığılıyor ve/veya ölüyor?
  • FDA sıvının yan etkileri olarak 
    • Guillain Barre Sendromu 
    • (ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİNİN YANGISAL BOZUKLUĞU)
    • Akut Dissemine Ensefalomiyelit (ŞİDDETLİ YAYILAN BEYİN-OMURİLİK YANGISI)
    • Transvers Miyelit (OMURİLİKTE SİNİRSEL BOZUKLUK),
    • Ensefalit (BEYİN İLTİHABI),
    • Miyelit (OMURİLİK İLTİHABI),
    • Ensefalomiyelit (BEYİN-OMURİLİK YANGISI),
    • Meningoensefalit (BEYİN ve BEYİN ZARI YANGISI),
    • MENENJİT,
    • Ensefalopati (BEYİN DOKUSU BOZUKLUĞU),
    • Konvülsiyonlar (ÇIRPINMALAR),NÖBETLER... 
  • sıraladığı halde, "Bizi kurtaracak olan TEK ŞEY AŞI" diyerek Hükumet, medya ve ünlüler KORKUYU KULLANARAK sizi, emin olmadığınız bir şey için neden zorluyorlar ?

  • Pek çok ülkede sıvının yan etkileri ve ölümlere dayalı davalar açılmaya başladı. Hükümetlerin ve tıbbın “biz kimseye zorla sıvı yapmadık, gönüllük esasına dayalı bir şeydi” diyerek tüm sorumluluğu ölen ve mağdurlara yüklediğini biliyor musunuz?
  • PFIZER üretimi Kovid Aşısı(!), nano parçacıkların oluşmasına yardım eden pozitif yüklü bir molekül olan ALC-0315'in de dahil olduğu birçok deneysel ve kimyasal madde içeriyor. Ayrıca, DSPC ve POTASYUM KLORÜR, MONOBAZİK POTASYUM FOSFAT, SODYUM KLORÜR, DİBAZİK SODYUM FOSFAT DİHİDRAT, grafen denen maddeler de var. Bu maddelerden bazılarını GÜBRE çuvallarının "İÇİNDEKİLER" listesinde de bulabilirsiniz Bunu koşarak hiçbir dozu kaçırmadan yaptırmak bir seçim mi?

  • Hadi, şimdi de MODE RNA'ya bakalım... ya da (yani) Moderna sıvısına(!)...Bu sıvı(!) da benzer maddeleri içeriyor ve içinde bir uyuşturucu olan TROMETAMİN var. Ayrıca içinde şirket adına tescilli olan SM-102 var. Tescilli demek, sıvı(!) içeriğinde kullandıkları süper gizli ve özel malzeme. Ve size bu konuda bir şey açıklamak zorunda değiller! 
    • Bir ilaç firması ne saklamaya çalışıyor olabilir ki? Vücudunuza enjekte edilen şeyin TAM OLARAK NE OLDUĞUNU bilme hakkınız yok mu?
    • Veya GÜVENLİ OLUP OLMADIĞINI ?
    • DENEYSEL aşılama, KAPSAMLI bir şekilde test edilmiş midir?
  • Neden Pfizer sıvı hakkında 50 sene boyunca soruşturma açılmasının  engellenmesi için kongreye başvurdu?
  • Şimdiye dek adı sanı duyulmamış doktor bile olmayan laboratuvar çalışanları, dünyanın en zengin adamı ve o ülkenin başbakanı ellerinden tutunca nasıl bir anda dünyanın en zengin Türkleri ve firmaları da dünyanın en zengin firması oluverdi?
  • Sıvı diye nitelenen şeyler ÇOK ETKİLİYSE sıvıdan(!) sonra NEDEN HALA maske takmanızı istiyorlar?

  • Ve neden bazı insanlar sıvıya rağmen Kovid(!) geçiriyor?
  • Gerçek biiimsanları, mutasyona uğrayan bir virüsün asla sıvısı olamaz, gribin hiçbir zaman sıvısı bulunamadı bulunamaz dedikleri halde, nasıl oldu da başlarda %100 etkili, kanseri bile iyileştiriyor dedikleri sıvı bu kadar etkili ise NEDEN HALA maske takmanızı istiyorlar? Ve neden bazı insanlar aşılandıktan sonra Kovid(!) geçiriyor? felç oluyor? ölüyor?

bu haber yayından kaldırılmış!

  • Önce sıvı olmayan kovid oluyor dediler. Sonra sıvı oldukları halde olanlar için hatırlatma dozlarını almadıkları için oluyorlar dediler. Hatırlatma dozu olmayanları da sıvısız ilan ettiler. Sonra sıvı olan da poztif oluyor ama entübe olmuyor hafif atlatıyor dediler. Sonra entübe oluyorlar ama ölmüyorlar dediler. Sıvı olup da ölenler içinse kalp krizi deyip geçtiler. (otopsi yasak olduğu için ispatı olmayan bir durum). Medyada sıvının yan etkileri, sıvıya dayalı ölüm yada en ufak bir negatif haber duyanınız var mı? sıvıya neden bu kadar toz kondurulmuyor? Neden herkes susturuluyor?
Doktorlar Kovid-19(!) 'lu hastaları korumak ve iyileştirmek için daha güvenli, etkili ve ucuz tedaviler buldu. 30 yılı aşkın süredir güvenle kullanılan ivermectin gibi. 

Fakat hükumet bu etkili ilacın kullanımını desteklemiyor.Aslında, hidroksiklorokin (ancak uygun yapıdaki kişilere ve uygun dozajda olmak koşuluyla, yoksa ölümcül etkisi olabiliyor), D ve C vitamini ve çinko gibi başka tedavi yöntemleri de var. Kovid'i(!) önleme ve tedavi etmede doktorlarca güvenli ve etkili bulunan... Fakat hükumetler bunların da kullanılmasını istemiyor.

  • Hükumetler doktorları susturuyor ve diğer tedavi yöntemlerini dikkate almıyor mu?

Hükümetin kendi istatistiklerine ve temel matematik bilgisine göre, DENEYSEL AŞILAMA olmadan Kovid-19(!)'dan kurtulma şansınız yaş grubunuza bağlıdır.

0-14 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9998 'dir

15-44 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9931 'dir

45-64 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9294 'dir

65-85 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,6297 'dir

ve 85 yaş üzeri KURTULMA ŞANSI %98,2499 'dir

  • Aslında yıldırım çarpması sonucu ölme ihtimaliniz ile Kovid-19(!)'dan ölme ihtimaliniz nerdeyse aynı. Yıldırım çarpma riskine karşı DENEYSEL AŞIYA ihtiyacımız var mı?


  • Neden akıl tutulması yaşanan şeyleri gözden kaçırıyoruz? 30 bin kişilik stadlar konser için, miting için lebalep doldurulurken, insanlar et et g.t g.te maskesiz mesafesiz hoplayıp zıplarken; camilerde insanların 2 metre arayla maske takarak namaz kıldırılması; uçak bileti beklerken sırada 2 metre arayla durmanız ama uçakta 5 kişi yan yana omuz omuza saatlerce seyahat etmeniz ve yemek servisi yapılınca yemek yerken maskenizi sıyırıp bulaş olmayacağına inanmanız; atıyoum meşhur bir hamburgercide yada kahvecide yemek kuyruğunda maske takmanın zorunlu olduğu ama yemek yerken aynı masada pek çok insanın hatta yan masalarla yan yana, sırt sırta yemek yemenin bulaştırmayacağına inanılması; arabada tek başına seyahat eden kişiye maske takmadığı için ceza kesilmesi, denize girerken güneşlenirken bile insanların maske takması, orkestradaki müzsiyenlere bile maskede delik açılıp ordan aletlerini çalması; tv'lerde otoritenin aynı masada yada toplantıda kendisinin maske takmadığı ama emir kulu herkesin maskeyle durduğu,  ve daha pek çok benzeri akıl tutulması şeyler bir şeyleri sorgulamak için yeterli değil mi?



"viroloji tarihinde hiçbir zaman öldürücü bir virüsün mutasyonu daha tehlikeli hale gelmemiştir. Virüsler mutasyona uğradıkça daha bulaşıcı olur ama daha az zararlı hale gelirler.
Dr. Kelly Victory



"Kovid aşısı " BİR aşı DEĞİLDİR !

Hücrelerinizi hackleyip vücudunuzu yapılandırarak Kovid-19 virüsünün (ZARAR VERİCİ ZEHİRİN) parçalarını oluşturan DENEYSEL bir mRNA enjeksiyonudur !

  • Klinik denemeleri neden ACELEYE GETİRİLDİ !
  • Güvenlik testleri neden atlandı (YAPILMADI) !
  • Ve neden daha şimdiden BİRÇOK YAN ETKİYE YOL AÇIYOR !
  • İnsanlar neden daha şimdiden bundan (DENEYSEL AŞIDAN) dolayı HASTALANIYOR ve ÖLÜYOR !

Sıvının(!), insanların Kovid(!) kapmasını, virüsü(!) bulaştırmasını veya çok hasta olmasını ÖNLEDİĞİ KANITLANMADI 

İlaç şirketinin bize şırıngada ne olduğunu söylemesi zorunlu olmadığı için BİLEŞENLERİNİN TAM LİSTESİ BİLİNMİYOR !

  • Neden İlaç şirketleri insanların sıvı diye nitelendirilen bu şey nedeniyle hastalanmasından veya ölmesinden sorumlu olamamak için kongrelere koşuyor. Neden Kovid-19(!) için güvenli, etkili ve kanıtlanmış tedaviler var fakat görmezden geliniyor ve sansürleniyor.

Vaka ve ölüm sayıları oldukça abartılı çünkü dayandırıldıkları PCR testleri İŞE YARAMAZ.

Gerçek şu ki, hiçbirimiz gerçekten bilmiyoruz:

  • Kısıtlamalar NEDEN ?
  • HATALI testler NEDEN ?
  • Kovid(!) vaka ve ölüm rakamlarının abartılması NEDEN ?
  • Her yerdeki sansür NİYE ?
  • Burdaki ASIL OLAY NEDİR ?

Şırıngaların içinde ne olduğunu dahi bilmiyoruz. Ve DENEYSEL SIVI vücudunuza girdiğinde ne olacağını...

Kimse bilmiyor ! Fakat bildiğimiz şey, eğer bir kere içinize girerse ONU BİR DAHA ÇIKARAMAZSINIZ!

  • ASLA GERİYE DÖNDÜREMEYECEĞİNİZ (telafisi olmayacak) bir şeyin kendinize yapılmasına İZİN verir misiniz?

Çocuklarınıza sıvı yaptırıyorsunuz. 
FDA), hastanelerde kişilere damar yolundan günlük olarak verilebilecek maksimum Al (Aluminyum) miktarını 25 mcg (mikrogram) olarak belirlemiş. Oysa, hayatın ilk gününde bebeklere vurulan Hepatit B aşısındaki Al miktarı tek başına, bu güvenlik değerinin 10 kat üzerinde olup, ABD takvimine göre aşılanmış her bebek (TR aşı şeması neredeyse birebir aynıdır), hayatın ilk 6 ayında götürüldüğü 3 aşı turunun HER BİRİNDE 1200 mcg’nin üstünde Al almaktadır. FDA’in belirlediği günlük güvenlik değerinin 50 katı değerde Al bebeklerin bedenine tek seferde zerk edilmekte, oluşacak olası nörolojik etkilerin gözlemlenmesi için de aileler uyarılmamaktadır. Yediğimiz içtiğimizden aldığımız alüminyum, (eğer bağırsaklarımız sağlamsa) sindirim kanalından geçer gider ve kana karışmaz. Bu nedenle tehlikeli sayılmaz. Sadece onayı alnımış ve kabul görmüş yılların hepatitB sıvısında bu kadar tehlike ve yan etki varken, içinde ne olduğu bilinmeyen, faz çalışmaları tamamlanmamış, onayı alınmamış, deneysel kabul edilen, kimse tarafından hiçbir sorumluluğu alınmayan bir sıvıyı evladınıza yaptırır mısınız? Kim evladını kobay olarak kullandıracak kadar çaresiz hisseder? yada acımasız olabilir?!

  • Neden herşeye muhalefet eden, birbirlerinin her adımını sorgulayıp laf atan siyasiler bu dayatmalar konusunda el ele kol kola gezip faşist kararlar alma konusunda birlikte adım atıyorlar?
  • Başta  bahsi geçen ve istatistikleri paylaşıldaydı kovid rakamlarının aslında tüm bronşit, zatürre, üst solunum yolu, akciğer vb hastalıklardan ölenlerin sadece %1'i bile olmadığını bilseydiniz?
  • Tüm bu gerçekler ola ki bir gün açığa çıktığında, bu süreci bize kasıtlı yada kasıtsız yaşatanların ve yargılanması gerekenlerin sayısının ölenlerin sayısından çok daha fazla olduğunu biliyor musunuz?
  • Tüm bu bilgilere şu ana dek kendiniz çoktan ulaşma lüksüne sahipken, elinizde her türlü araştırma, soruşturma imkanı varken, gönüllü cehalete kapılmanız silkelenip kendinize gelmenizi gerektirmiyor mu? yoksa tekrar sahneye koymaya çalıştıkları aynı ve benzer senaryolarda rol almaya devam mı edeceksiniz?

okumalık:


5 Ağustos 2022 Cuma

Kibrit Çöpü

 videoyu oynatın


"whoever saves one life
saves the world entire"

Önce ben demekle sadece ben demek arasında ince bir çizgi vardır. 
Sadece ben demek bencilliktir, narsist bir yapıdır. Kendinden başkasını düşünmemektir. Ama önce ben demek aynen uçaklardaki gibi oksijeni önce kendinize sonra çocuğunuza olayıdır.

Hayatınızı hep elelam ne der diyerek heba ettiniz. Toplum bilinci bu şekilde oluştu. Kendi hayalleriniz, peşinden koşacağınız çılgın fikirleriniz olmadı. Tam tersine toplum size ne layık gördüyse onun peşinden, hem de körü körüne gittiniz. 

Hayallerini, potansiyelini, yaratıcılığını ev hanımlığı uğruna bastıran milyonlarca kadın depresif hayatlar sürüyor. Migrenden, troidden vb hastalıklardan kurtulamıyor. Bunların tek sebebi bastırılmış duygular. Yaratıcılığı baskılanmış, söylemek isteyip de söyleyemediği bir dolu şey var ve kendini yaratıcılığı ile ifade etmesine izin vermeyen, birey olmasını engelleyen bir toplum... 

Bunları daha önceki pek çok makalemde dile getirdim. Feda ve kar olayından tutun da titreşimlere kadar. En altta yine paylaştığım bir liste ile hatırlayabilirsiniz.

Şu anda 2-3 senedir dünyada uygulanan çok aptalca bir testten geçiyoruz. Ve uygulayıcılara göre her testten başarılı da bir şekilde geçiyoruz. Çünkü dünya tam da onların istedikleri bir yere doğru gidiyor. 

"Dünya tam da sizin hayal ettiğiniz gibidir" 
- Stefano d'Anna Tanrılar Okulu
Dünya tam da sizin hayalanizdeki gibi bir yerdir. 
Ancak hayalleriniz kendi hayalleriniz mi? 
İnandıklarınız asıl hakikatler mi? 
Seçim ustası mısınız? 
Durum kurbanı mı?
Yoksa gönüllü cehaletin kurbanı mı?

Etrafta çok fazla stratejist, çok fazla astrolog, falcı, ileriye dönük varsayımlarda bulunan uzman tipler türedi. Bunların söylediklerinden biri yada ikisi kazara çıkacak olsa körü körüne her dediklerine inanacak, peşlerinden gidecek hale geldik.

Yapmayın bunu!

Bir kez daha açıklıyorum
Seçimlerinde özgür olan insan okuyan araştıran, tarafsız, tek bir kaynakla yetinmeyen, farklı görüşlere açık, açık fikirli, ölçüp biçip tartan, doğruların peşinde koşan, özgürlüğü uğruna dik durmayı başaran ve bunun için de anayasal hakkını, vatandaşlık hakkını, insanlık, birey olma haklarını sonuna dek savunan insandır.

Gönüllü cehalet ise araştırıp soruşturmadan, tek bir kaynaktan (medya, uzman, bilim adamı, şu bu) yada otoriteden gelen bilgiye körü körüne inanan, otoriteye itaati şart koşan, kendine yaratılan konfor alanına hapsolmuş şekilde bu konfor alanını korumak uğruna kendini ürkütecek yeni bilgilere kapayan, bu bilgilere kendisi de ulaşabilecek lükste iken ve her türlü imkan zaten varken salağa yatan, bu bilgileri paylaşmak isteyenlere düşman kesilen, konfor alanını korumak uğruna sahip olduğu yanlış bilgilerin savunucusu haline dönen insandır. 




Loop yani döngüden çıkabilmenin tek yolu birey olmaktır. Frekansınızı yükseltmektir. Silkinip (titreşip) kendine gelmektir.

3 senedir akılla bağdaşmayan bir şeyin peşinden körü körüne gidiyoruz. Başlarda seyirci kalmayı tercih ettim. Kendi frekansımı yüksek tutmak ve birey olma halini yitirmemek için. Ama gözlemlediğim kadarıyla en kişisel gelişimlerin dibine vurmuş meslektaşlarımdan tutun da en bilim adamı, mühendis, doktor dediğim insanlara kadar herkes bir akıl tutulmasının içine girmiş, gönüllü cehaleti oynuyor. Onlara sorsan araştırıp öyle karar vermişler. Neyi araştırdınız? diyorum. E hergün haberlerde söylüyorlar dinlemiyor musun? diyorlar. 

Haberleri, medyayı, ve şimdiye dek tek bir bilimsel başarısı olmayan ama bir anda yıldışlaşan, kanal kanal gezmekten doktorluk yapmaya ne zaman vakit bulabiliyorlar dediğiniz tipleri kendilerine hakikat kabul eden, ama işi gerçekten cerrahlık olan, virolog olan, nobel ödüllü gerçekleri söyleyen insanları ise tü kaka şarlatan ilan edip çarmıha geren bir toplum türedi.

Artık herkes seçimlerinde özgür değil dostlar. Seçimleriniz başkaları tarafından yapılıyor. Neden korkacağınız, neye sevineceğiniz önceden planlanmış durumda. 

Yaramaz çocuklar, Bob Ros'un aksine hadi bugün de şurdan salgın başlatalım, şurda çılgın yangınlar başlatalım, şurdaki yanardağı tekrar kudurtalım, aha burda bi manyak bi deprem yaratalım, şurda fırtına koparalım, burda kıtlık yaratalım, ekonominin a.n koyalım, şunları birbirine düşürüp savaş çıkaralım, verelim yukardan gazları kemtreyillerle insanlar kafayı yesin, siyanürü suya basalım, maskeyi taktıralım köleliğe alışsınlar, evlerine hapsedelim, sıvıları çakalım, yetmedi bi de çip takalım derken artık zıvanadan çıkmış durumdalar.

Ve enselerine şaplak yeme zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.
   
Tanrı "beni güldürmek istiyorsanız plan yapmaya devam edin" demiş
Bu Tanrıcılığa soyunup deccal planları yapanlar, planlarının o kadar kusursuz olduğuna inanıyorlar ki, artık herşeyi alenen yapar hale geldiler. Sen ben buna dur demesek bile Tanrı'nın tokadı üzerlerine ağır inecek buna eminim.

Sizlere maske takmayın, sıvı olmayın, evlerinize kapanmayın demiycem. Ama süreci iyi okuyun. Şimdiye dek neler oldu. Neden  çok güvendiğiniz medyada tek bir karşıt fikre yer verilmedi. Neden yasal olmayan şeyler bizlere dayatıldı. Buna değdi mi? Akıl tutulması yaşanan şeyler sizleri hiç mi rahatsız etmedi? Konfor alanınız uğruna bunları görmezden mi geldiniz? Demokrasi varsa neden hiçbir şey masaya yatırılmadı. Neden karşıt fikirliler çarmıha gerildi, şarlatan ilan edildi, mesleklerinden men edildi, hatta yaşamlarına son verildi bunları bir araştırın. Neden senaryolar gittikçe ağırlaşıyor? Bizleri neye hazılıyorlar? Gerçekten istediğiniz böyle bir gelecek mi? Evlatlarınız için istediğiniz gelecek bu mu? Ve neden şimdi yine benzer ve daha ağır senaryolar tekrar uygulatılmaya çalışılıyor? ilkinde başarılı oldukları için mi? 

Neden korku pompalayanlar yalan yanlış bilgileri yaymakta özgür iken ve asıl komplocular onlar iken (zira kesin olmayan bilimsel ispatı olmayan bir gelecek için bizi hazırlıyorlar), doğruları söylemeye kalkanlar şarlatan ilan edilip, sansürlenip, google arama listelerinden bile çıkartılacak hale getirilip komplocu ilan ediliyor bunu bir düşünün.

Eğer siz bir adım geri atıp toplum bilncinin, algı operasyonlarının, medyanın, otoritenin, korku pompacılarının, deccal planların ve elalem ne der'in frekansından çıkmazsanız sadece kendinizi değil pek çok insanı da yakacaksınız. Çıkın ki siz de bu frekansa hizmet etme halinden özgürleşin. Çıkın ki sergilediğiniz duruş pek çok insana örnek teşkil etsin. İnsanlar sorgulamaya başlasın. hakikatlerin peşinden gider hale gelsin. 

Sevgi frekansına geçip orda sabit yayın yapan herkes insanlığı kurtarma lüksüne sahiptir. Tıpkı aşağıdaki video gibi. 




okumalık:

30 Aralık 2021 Perşembe

Eski bir bilgisayar korsanının gözünden


Rakibinden esinlenerek bir işletim sistemi çıkarıyorsun. Bunu öyle bir pazarlıyorsun ki, yakın gelecekte tüm bilgisayarlar, içinde bu olmadan satılamaz hale geliyor. Kullanıcıları düzenli güncellemelere, şirketleri toplu lisans alımlarına ve senin adına danışman olarak çalışan kişilerden düzenli destek almaya mecbur bırakıyorsun. Her yeni sürüm çıktığında insanlar bunu da almak zorunda kalıyor. Ve yine güncellemeler, yine lisans, yine destek...

Ve sonra keşfediyorsun ki, sadece bundan para kazanılmaz. 
Bilgisayar korsanları ile anlaşıp virüsler üretiyorsun. Bu virüsler bilgisayara girdiğinde bilgisayara olmadık zararlar veriyor. Ama ne hikmetse daha 24 saat geçmeden antivirus uygulaması ile bilgisayarınızı kurtarabiliyorsunuz. Çoğu zaman insanlar baştan kurmayı bile tercih ediyor. 

Sonra diyorsun ki, bu ve buna benzer virüsler çok artacak, herkes bilgisayarına virus koruma programı kursun. Tüm şirketlerde bu zorunlu hale geliyor. Her sene yüksek rakamlarda yenilenmesi gerekiyor. Koruma programınız girdiğiniz her siteden, indirdiğiniz her uygulamaya kadar hayatınızı kontrol altına alıyor. Hatta geri planda çalışarak bilgisayarınızı hiç olmadığı kadar yavaşlatıp hantal bir hale getiriyor. Size dayatılan koruma programlarını yada uygulamaları kurmazsanız bankacılık uygulamalarına, resmi sitelere, sosyal platformlara girememeye başlıyorsunuz. Akîl adamlar bilgisayar dergilerinde çıkıp “hangi koruma programını kurduğunuz önemli değil, birini kurun yoksa yoksa bilgisayarınız çöker” diye korku salarak telkinlerde bulunuyor. 

Sonra yönetici güçler devreye giriyor. Şirket içinde girip giremeyeceğiniz siteler, kullanıp kullanamayacağınız uygulamalar network yöneticisi tarafından belirleniyor. Pek çok yasaklar uygulanıyor. Harddsikleriniz, usb taşıyıcılarınız hep önceden güvenlik testinden geçiyor. Ancak ondan sonra bir başka bilgisayara sokabiliyorsunuz. Ardından daha büyük güçler devreye giriyor. Evlerdeki kullanıcıların da hangi siteye girip giremeyeceğine onlar karar veriyor. Çoğu sitede “mahkeme kararı ile yasaklanmıştır” ibaresi çıkmaya başlıyor. Sosyal platformlara girip çıkarkenki hareketleriniz, paylaşımlarınız, yorumlarınız, herşey geri planda çalışan uygulamalar tarafından ya sansürleniyor, ya bloke ediliyor. Hatta sizin hesabınız da… 

Internette surf yapabilmek için, sosyalleşebilmek için, sanal alemdeki varlığınızı sürdürebilmek için tüm bunlara boyun eğiyorsunuz.

Elınmask “hayatımız bir bilgisayar oyunu, bunu ispatlayabilirim” demiş. 
O ispat çoktan yapıldı elınım maskım…