20 Ağustos 2015 Perşembe

İyilik de bir şiddettir

Şu sıralar kendini tekrar eden benzer yazılar yazmaya başladığımı farkettim. Başka enteresan birşey de eski okunmayan yazılarımı tekrar paylaştığımda okunma rekorları kırmaları. Demek ki yazdığım zamanlar kitleler henüz idrak etmeye hazır değillermiş. Bu yüzden de kendini tekrar, yeniden, yeniye ulaşmak için bazen faydalı olabiliyor.
Şimdi, bize hep iyilik yap iyilik bul dendi. Dinler, kişisel öğretiler, eğitim, sistem hep bize iyilik yapmayı empoze etti. Daulite, yin-yang yada ne derseniz, herşey beraberinde zıttını da barındırır. Dolayısıyla “iyilik” sözcüğünün üstüne basa basa zihinlerimize kazınmasının nedeni altında yatan “şiddet” sözcüğünü bilinaçtımıza yerleştirmek. Eğer iyilik bireyin yada toplumun bir işi haline geldiyse o artık iyilik değildir.

Birisine şiddet uygulamak için ille de iyilik sözcüğünün zıttı anlamına gelen eylemlerde bulunmanız gerekmez. Zira iyiliğin kendisi de başlı başına bir şiddettir. İyilik yaparak kendinizi “iyi” bir insan olarak kendi zihninizde önce var edersiniz. Iyi olmayan insanlar da var olmuş olur böylece.  “İyilik” yapmak, bu eylemi, iyiliğin tersi olan herşeyden ayrıştırıp ötekileştirir. Ötekileştirip, ayrımcılık yaptığınız herşey de kasıtlı olsun olmasın içinde şiddeti vareder.

“İyilik yap, iyilik bul” lafı bile içinde şiddet içerir. Aksi takdirde…
İyilik sandığımız eylem çoğu zaman karşıdaki insanı aciz duruma sokar. Anne babalar farkında olmadan çocuklarına bu şekilde orantısız şiddet uygularlar. Sevgililer, eşler birbirine sevgi adı altında şiddet uygular. Sevginizi yada iyiliğinizi çektiğinizde karşı taraf çuvallar.

İyilik karşı tarafta güven alanı oluşturduğu için bağımlılık yaratır. Bağımlı olmak yada bağımlı yapmak başlı başına şiddetin ta kendisidir. 

İyilik yapmaya bir başladığınız mı, bu üzerinize yapışan bir görev haline dönüşür. Daha iyisini yapabilirsiniz ama daha altını yapmak artık geri dönülmez bir çıkmaz yaratır. Birine indirim yapabilirsiniz ama ikinci kez geldiğinde o malı yada hizmeti artık gerçek fiyatından satamazsınız. Sevgilinize flört aşamasında çizdiğiniz her türlü pembe tablo, yaptığınız her türlü romantik aksiyon birer şiddettir. Onu buna bağımlı hale getirirsiniz. Sonra elde edip yada evlenip de bunları yapmaz hale geldiğinizde başka tür ve asıl şiddetler ortaya çıkmaya başlar.Sevenlerin hep birbirinden beklentisi vardır. Hep aradığı insanın hayalini kurar. Olmasa da sorun değil, bu kez bulduğu insanı aradığı insana dönüştürmeye çalışır. Aşkın doruklarında her iki taraf da birbirine “canım, cicim, sensiz yapamam” der. Aşk bittiğinde “şeytan görsün yüzünü, boynu devrilsin” bedduaları başlar. Sevgi de ikiyüzlüdür.

Çocuğun anne babasına itaat etmesi şiddettir. Anne babanın çocuğun iyiliğini düşünmeleri adına koydukları kurallar, yasaklar, ceza ve ödüller, onun adına aldıkları kararlar, geleceklerini tayin etmeleri, onları sürekli koruyup kollamaları şiddettir. Eşini ve çocuklarını kendinden çok düşünen ananın yaptığı şey şiddettir. Bu yüzden kadınlarımız meme kanseri olurlar. Çünkü meme besleme ile alakalıdır. Karşı tarafı yeterince besleyemediğine inanan; kendinden o kadar fedakarlık yapmasına rağmen karşı taraftan minnettarlık hissedemeyen; kendinden vere vere hiç kendini besleyemediğine inanan kadınlar malesef besleme organlarında sorun yaşarlar.
Ana babalar çocuklarına yatırım yaparlar. Yaşlılıklarında onlara bakacak bir yatırım aracıdır onlar. Her an dizlerinin dibinde olmaları gerekir. Bu yüzden okuturlar, bütütürler, verdikçe verirler.. Bir yandan onları yarış atına çevirirler. Kendi ezik kompleksli egoları yüzünden, çocuklarının başarısı üzerinden masturbasyon yaparlar böylece. Kariyer sahibi, şan, şöhret sahibi pek çok çocuk kendi ayakları üzerinde durma lüksünü tadamadan o mevkilere gelmişlerdir. Hatta maaşlı işlerde çalışırken, ceplerine harçlık konmaya, evleri, arabaları ana baba tarafından alınmaya devam eder.
Çocukların arasında ayrımcılık yapmak, birini ötekinden daha çok sevmek yada kayırmak, küçüğe büyükten daha çok ilgi göstermek, kız erkek ayrımı yapmak şiddettir. Sizi daha kızdıracak başka birşey söyleyeyim. Kendi çocuğunuza gösterdiğiniz ilgi ve sevgi, komşu çocuğuna yada sokaktaki kimsesiz bir çocuğa gösterdiğiniz ilgiden farklı ise bu ikiyüzlülüktür. İkiyüzlülük de bir şiddettir.
Ödül yada cezanın olduğu her ortamda davranışlarımızı ona göre geliştiririz. Gerçeklikten öte, içten olmayan, ikiyüzlü yaşantılar süreriz.

İyi olmak için kötülükle, acımasızlıkla mücadele etme gereği duyarız. İşin içinde en ufak bir şekilde şiddet, acımasızlık yada kötülük varsa, aynı formun içinde iyiliğin var olmasından bahsedilemez.

Devletler de ikiyüzlüdür. Kendi halkını mezheplere, ırklara, türlere, yörelere, zenginlik fakirliğe göre sınıflandırır. Onlar şiddetin baş aktörleridir. Ve şiddeti uygulanması gereken bir eylem olarak tüm halkına yaymaktadır. Aslında devletler halkından farklı değildir. Onlar neyse biz de oyuzdur. En çok konuşan, en baskın olan, en kurnaz tipleri başımıza kendimiz getiririz. Sonra demokrasi çoğunluğun diktatörlüğü haline gelir. Sahip olma, aç gözlülük, iki yüzlülük, sahtekarlık, alavere dalavere, güç ve iktidar arzusu hepimizin içinde olan şeylerdir. Devletler biz neysek odur. Bizlerin aynasıdır. 
Coğrafyanın bir yerinde açlıktan insanlar ölürler. On senelerdir bu durum değişmez. Sistem sizi iyilik yapmaya yöneltir. Vakıflar vardır, yardım kuruluşları vardır. Oralara para ve malzeme yardımı yaparsınız. Kimisi gönüllü olarak gidip oralarda görev alır. İyilik devreye girmiştir. Ancak yanlış bir şekilde devreye girmiştir. Sorgulama yapmadan, sorunların köküne inme gereği duymadan. Dolayısıyla sona ermeyecek bir duruma iyilik yapmaya kalkmak şiddete çanak tutmaktır. Buna aynı zamanda gönüllü cehalet de denir. Gönüllü cehalet bir nevi salağa yatmaktır. İşin aslını öğrenme lüksünüz varken, yada nedenleri niçinleri çoktan bildiğiniz halde tepkisiz kalmanız ve başka şekillerde hareket etmeniz demektir.

Acımak şiddet içeren bir duygudur. Acıdığın kişi yada olayı ötekileştirirsin. Aç olan kişiye acıdığın için iyilik yapmak, açlığı ortadan kaldırmayı aklından geçirmediğin için şiddet içerir. Paranın nereye gitiiğiği hiçbir zaman belli olmayan yardım kuruluşlarına bağışta bulunmak vicdan masturbasyonundan başka birşey değildir. Yoksulluğu, açlığı, şiddeti nedenleriyle birlikte kökünden halletmediğimiz sürece ikiyüzlü yaşamaya devam edeceğiz.

Bir de aşırı fedakarlar vardır. Kendilerinden başka herkesi severler, hep vericidirler kendilerine göre. Bu da kendine uygulanan bir şiddettir. Kimseye iyilik yapıyor sayılmazsın. Zira sadece sende olanı birine verebilirsin. İçinde sana ait bir iyilik yoksa başkasına verdiğin şeyin iyilikten başka pek çok başka tanımı olabilir. İyiliği de, kötülüğü de önce kendine yaparsın, etrafındakiler bundan nasiplenir. Zira herkes ayna vazifesi görür.

“Koşulsuz Sevgi” diye bir şey türedi bir de kişisel öğreti çöplüğünün içinde. Evet arada ben de kullanıyorum. Sevginin türlerini türettik. Türlerini türettiğiniz herşey ama herşey ayrımcılığa çanak tutar. Zira birinin varlığı diğeri için tehdit oluşturur. Biri diğerinden ötekileştirilir. Bu da bir şiddettir. Sevgi sevgidir. En saf haliyle, en içten şekilde yaşanır. Koşullu yada koşulsuz sevmeye kalkarsanız içtenliğinizi yitirirsiniz.
Şiddet binlerce sene önce başladı. Dinler, diller, milletler, mezhepler, ırklar, sınıflar, cinsiyetler ayrıştırılarak ötekileştirildi. Hangi dini, dili yada uyruğu seçme hakkımız doğumumuzla birlikte elimizden alındı. Dolayısıyla doğar doğmaz şiddete maruz kaldık.

Kıtlık olan yerde neden kıtlık olduğunu herkes apaçık biliyor. Hatta kıtlık olan yerin aslında tarıma elverişli olduğu; sırf ordaki insanlar kıtlık içinde kalmaya devam etsin diye mahsüllerin imha edildiği; tarım yerine gizliden uyuşturucu yetiştirilerek dünyada karteller oluturulduğu; yada petrol rezervlerine konarak haritanın o kısmının sömürüldüğü; güllük gülistan halkın mutlu mesut yaşadığı ülkelerin bir iç savaş çıkartılarak demokrasi adı altında seneler boyunca sırf petrol ve diğer zenginliklerine konmak uğruna perişan edildiği; dünyaya servis yapan satılmış medyalar vasıtasıyla neye inanmanız isteniyorsa ona inandırıldığınız pek çoğumuz tarafından biliniyor. Ancak gönüllü cehalet baskın çıkıyor.

Dolayısıyla şiddet sadece ve sadece derinine inildiği zaman şiddet olmaktan çıkar. Nedenlerini es geçip “iyilik” yapmaya devam ettiğiniz sürece şiddet var olacaktır.
Şiddetten özgür kalan bir nesil için hiçbir zaman savaşlar olmayacaktır. O zaman iyilik yapma ihtiyacı da duymayacak kimse.

Şiddetin zıttını aramak sizi şiddetten özgürleştirmez. Şiddetin bizzat derinindedir cevap.

Savaşlar çözüm değil, birer kaçıştır. Şiddetin derinine inip çözümlemek yerine sorumluluktan kaçıp şiddeti bizzat uygulamaktır.  Günlük yaşantımızda şiddeti hep ikiyüzlü şekillerde uygularız. Hep bir şeylerin arkasına sığınarak yaparız bunu. Ailede, ilişkilerde, arkadaşlıklarda, iş yerinde, toplum içinde hep gizliden suçlar işleriz. Dürüstlük örtüsünün altında ikiyüzlülükle işlenir bu suçlar. Savaşta ise alenen yapılır Bu yüzden daha çok kabul görür bu şiddet şekli. En azından ikiyüzlülükten kurtulmanın bir kaçış yoludur.

Barış yanlısı olmak da bir şiddettir. Beraberinde zıttını barındırır ve savaşları var etmeye devam eder.

İçinize dönün. İçteki karmaşayı çözerseniz dışa gerek kalmaz. Bu aynen devletlerde de böyledir. İçte karmaşa yaratılır. Bu çözülemez duruma getirilir ve dıştan yardıma muhtaç bırakılır.

O zaman şiddete gerçekten dur demek istiyorsanız günlük yaşantınızda nasıl şiddet uygladığınıza dikkat kesilin. Farkındalığınızı artırın. Duygularınızda, düşüncelerinizde, ilişkilerinizde, cinsellikte nasıl şiddet yüklü olduğunuza dikkat edin.  Şiddetle gerçekten yüzleşin ama. Onun karşıtını  bulacam, iyilik yapacam, pozitif düşünecem gibi safsatalarla vakit kaybetmeyin. Dikkat edip bunların farkındalığına varırsanız, o zaman kendinizi bunları düşünmekten dolayı kınamaz ve içinde milliyetçilik, dincilik, ırkçılık, ayrımcılık olan her türlü şeyden özgürleştirmiş olursunuz. Bunu başarırsanız gerçekten şiddetten özgürleşirsiniz.

Sadece ve sadece gerçeği arayan, sorgulayan, birey olmayı başaran birinin idealistlikle, milliyetçilikle, dincilikle, ırkçılıkla, siyasetle, ekonomiyle işi olmaz.
Ne bir devlet, ne bir din adamı, ne de bir guru sizin içinize barış, sevgi ve mutluluk getirebilir. Sizin size verebileceği , sizde olan bir şeyi bir başkası size veremez.
Şiddet yada öfke sadece korku tarafından yaratılır. Değişim ise sadece korkunun olmadığı zamanda gerçekleşir. Ancak değişmeye çaba göstermek değişimden başka birşeydir. İçinde çaba ve mücadele olan herşey kendi kendinize uyguladığınız başka bir şiddet türüdür.

Ben’i sorgulayın! Herşey ve herkesle BİR olduğunuzu idrak edip bunlar içinde “ben”in nasıl bir rol oynadığına dikkat edin. Eğer “ben”i var etmek için çabalıyorsanız, şiddet uyguluyorsunuz demektir. Tüm ayrımcılığı yaratan “ben”dir. “Ben”i anlayıp önce onu sorgulamayı başardığınızda  şiddetten özgürleşmiş olacaksınız. Bu da gerçek iyiliği getirecektir.

Hep aynı şeyi yaparak fark yaratamayız. Dünyanın bu halde olmasını sorgulayan çocuklarımız var. Onlar dini, dili, siyaseti, parayı, ayrımcılığı sorguluyor. Onlara sakın şiddet uygulamayın.

Kendinize bir iyilik yapın ve nötr olun…


Not: içinize dönmenin tek yolu meditasyondur.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme