4 Eylül 2021 Cumartesi

Sınırda



Hayatınızdaki insana karşı pek çok hissinizin olması son derece doğaldır. Hayatının, potansiyeline ataç olduğunuz gibi gitmemesinden dolayı duyduğunuz üzüntü, kendine zarar vereceğine dair korku, sizi ve kendini incittiği için duyduğunuz öfke, yine potansiyele ataç olmanızdan dolayı yaşadığınız hayal kırıklıkları, ona yeterince yardım edememekten dolayı duyulan suçluluk…

Hisleriniz ne olursa olsun pik yaptığında onları oldukları gibi kabul etmek en iyisidir.

Çoğu insan birlikte olduğu insanın kişilik bozukluğu olduğuna inanır. Aslında bu durum o kisişinin kişiliğiyle ilgili kronik bir davranış şeklini ısrarla devam ettirmesinden dolayıdır. Bunlar kendine zarar verme ve cezalandırma eğilimleri, terk edilme korkusu gibi hisler olabilir.

Duyguları bir anda ortaya çıkıp, bir anda kaybolabilir, yada değişebilir. Birinin çabuk değişen duygularına karşı alabileceğiniz aksiyonları asla kestiremezsiniz.

Duygusal olarak hassas olan insanlar çoğu zaman ilişkilerini, işlerini kaybedebilir, ait oldukları sosyal ortamlardan dışlanabilirler. Sonra bu kişide oluşan his duyguların kötü olduğu ve onlara sahip olunmaması gereğidir. Karşılaştıkları olay bir duygusal tepki gerektiriyorsa ondan kaçınmayı tercih eder, yokmuş gibi davranır. Duygularını bloke eder, bastırır. Ama bu bir yerden patlama şeklinde ortaya çıkacak zamanı kollar, çünkü duygular serbest kalmak isteyecektir.

Vahim olan şey ise, ona acı veren duyguları gözlemlerken ona yardım edememekten dolayı duyduğunuz çaresizliktir. Yardım etmek istersiniz ama sürekli bindiği dalı kesen biri vardır karşınızda.

Sevdiğiniz kişinin bu aşırı duygu yoğunluğu paranoya ile sonuçlanabilir. Bazen sürekli onu terkedip etmeyeceğiniz üzerine yoğunlaşır. Bazen buna çoktan ikna olmuştur bile. Ve her hareket ve davranışınızda bunu onaylayacak deliller yaratır kendine. Aslında sizin böyle bir düşünceniz yoktur, ama üzerinize böylesine bir suçlama ile gelindiğinde doğal olarak tepki göstemeniz kaçınılmaz olacaktır.  

Suçlama ve hatta iftiralar altında ezilince siz de bu sefer duygusal olarak yoğunlaşırsınız. Bu yoğunlaşma karşı tarafta onu terke edeceğinize dair ekstra bir delil olarak kayda geçer (!). Bu durum “loop”a girer. Size güvenmeyen bir insanla neden birlikte olmakta ısrar ettiğinizi sorgulamaya başlarsınız. Onun profesyonal yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlarsınız.

Bazen bir duyguyu deneyimlemekten kaçınmak için onun yerine başka bir duyguyu koyarız. Bu yüzden de çoğu zaman üzüntünün yerini öfke alır. Öfke daha rahatlatıcı gelir. Üzüntüyü görmezden gelmeye yardımcı olur.

Pek çok insanda duygu uyandırmayan yada çok az etkileyen durumlar, bu insanlarda aşırı duygu yoğunluğuna yol açabilir. Bunlar içinden geçenleri saklamayan, duygularını en yoğun şekilde yaşayan ve sergileyen insanlardır. Sadece bir tetikleyici gerekir. Önemsiz olaylara aşırı tepki vererek etrafındaki herkesi şaşırtırlar ve uzun süre de sakinleşemezler. Duygu normal insanlara göre beyinde daha uzun süre yer etmeye devam eder. Sevdiğinizin aslında asla inmek istemediği bir hız treninde mahsur kaldığını düşünebilirsiniz. Çünkü bitmek bilmeyen duygu vagonları vardır. Aslında onlar da bu trenin bir parçası olmak istemez, çoğu zaman bu durumu size dile getirir ve sözler verir, ama bu treni nasıl durduracağını bilemezler.

Eğer ilişikideki bir davranışımız cezalandırılıyorsa o davranışı terk ederiz. Tepki gösteririz. O kişi de bizim tepkimize tepki gösterir. Onların itici güce sahip olan aşırı duyguları bizim de daha duygusal olmamıza neden olur.

Bazen sevdiğiniz insan, acılarının kabul edilemez ve gerçek dışı olduğuna kafalarının içinde o kadar fazla inanır ki, değersizliklerini onaylayacak delil aramaya devam ederler. Sevdiğiniz, kendisi için gerçekçi olmayan hedefler koyarak standartlarını yükseltebilir. Aslında kendini değiştirmeye çalışma çabası kendini cezalandırma yöntemlerinden biridir. Hedefe ulaşamayacaklarını bildiklerinden kendini değersiz kılma durumunu ispat etmiş olacaklardır. Bir problem çıktığında problemi çözmek yerine durumu daha da kötü hale getirecek seçimler yapabilirler. Sevdiğiniz kişi kriz üreten bir durumdayken ona yardım etmeyi denemişseniz çoğu zaman hayal kırıklığına uğramışsınızdır. Belki ona sayısız kez yardım çözümleri sundunuz ve o da bunlardan birini uygulayacağına dair size sayısız sözler verdi. Ama her uygulama vakti geldiğinde yoğun dürtüsel duygularıyla fikrini değiştirip yine bildiğini okudu.

Sevdiğinize yardım etme çabası bazen ağır çekim bir araba kazasını  andırır. Yaptığı hız, ani manevralar kaçınılmaz bir kazaya davetiye çıkaracaktır. Ona uyarılarda bulunmanız nafiledir. Sizi duysa bile olan biteni değiştirecek güçte olmadığını düşünür. Aynı kazalara daha önce de şahit olduğunuz için sinirlenirsiniz ve yine çaresiz hissedersiniz.

Sevdiğiniz insanın bu şekilde davranıyor olması hayatları boyunca hep önemli kayıplar yaşamalarından kaynaklı olabilir. Bu yüzden çoğunlukla kontrol duygularını zaptedemezler. Bu kayıplara karşı hassas hale geldiklerinden bir şeyi kaybetme ihtimali bile onları dengesiz davranmaya itebilir. Ortada bir kayıp yokken bile olacağı ihtimaline karşı tetikte beklemelerine yol açar. Bu beklentiye ataç olurlar. Çoğunlukla ona davetiye çıkarırlar. Bazen de kışkırtıcı davranabilirler. Çok güzel giden bir ilişkileri dahi olsa, günün birinde sevdiği kişiyi kaybetme ihtimaline karşı geliştirdiği yoğun kaygılar, karşı tarafa yaptığı sürekli suçlamalar ve paranoyak davranışlarla sevdiğini  ilişkiden kaçırtacak şekilde kışkırtıcı boyuta ulaşabilir. Ve yine bir kayıp yaşamış olarak kendine bir durumu daha ispat eder.

Hayatları boyunca kayıplar yaşamış bu insanların bazıları yine hayatları boyunca sonu hayatta kalmayla sonuçlanan sayısız felaketler de geçirmiş olabirler. Depremde göçük altından çıkmış olabilirler, araba kazaları, felaketler, ölümün ucundan dönülen hastalıklar; tecavüz vb utanç ve suçluluk duygusunu yoğun yaşadıkları olaylar yaşamış da olabilirler. Saydıklarımın tümünü peşpeşe yaşamış olan insanlar da olabilir. Bunları çoğu zaman hayatlarına mıknatıs gibi çektiklerinin farkında olmadan yaşamışlardır bunları.

Kayıplar biriktikçe zamanla yaşadığı kayıplara karşı duygularını deneyimlemekten uzaklaşmaya başlarlar. Duygularından kaçıyor olmak çok yoğun bir üzüntü yaşadığı gerçeğini değiştirmez. Ama yine de kayıplarının yasını tutmaktan kaçınırlar, çünkü kayıpların sebep olduğu üzüntüye katlanamazlar. Sıklıkla bitmek bilmeyen acıyı deneyimlerler.

Onlara yapacağınız en büyük yardım, yanlarında olduğunuzu, onları oldukları gibi kabul ettiğinizi hissetirmek, mümkün olan en kısa ve uygun zamanda profesyonel yardım alabilmesi için yanında olmak, ama tüm bunları yaparken de kendi enerji alanınızı korumayı ihmal etmemenizdir.

20 Ağustos 2021 Cuma

Potansiyele Ataç Olmak

Daha önce "Ataç'ı Bozmak" yazımda ataç olma halini ve bundan özgürleşme yollarından bahsetmiştim.

Ataç'ın türlü hallerinden biri de potansiyele ataç olma halidir.

Eğer birlikte olduğunuz kişinin potansiyel varlığına ataç olduysanız ve bu kişi de bu ataç olduğunuz potansiyeli gerçek kılmaya pek de hevesli değilse, aslında gerçekte orada olmayan bir şeye ataç omuş, gerçek olmayan birini seviyorsunuz demektir. Kendi yarattığınız illuzyonda yaşıyorsunuzdur. 

İnsanları olduğu gibi kabul etmek yerine, ufak bir kıpırtı dahi olsa görüp şahit olduğunuz yada kafanızda yarattığınız potansiyelini seviyor olmak, sevgi enerjisindeki al ver dengesini bozacaktır. 

Potansiyeline ataç olduğunuz kişi, beklentilerinizi yerine getirmeyince de, derin üzüntüler, hayal kırıklıkları, gücenmişlik ve darılmışlık hislerine kapılacaksınız.

Örneğin, sürekli şiddet gören bir kadın, kocasının aslında ne kadar şevkatli ve sevecen olabildiğini bir şekilde deneyimlediyse, ondaki bu potansiyele ataç olup değişebileceğine kanalize olur. Bu beklenti içinde şiddet görmeye devam eder. Bu duruma katlanır. Kimse değişmez. Ne şiddet uygulayan, ne buna katlanıp ataç olan. Kadın yarattığı bu konfor alanıyla, karakoldan şikayetçi olmadan çıkıp yine şiddet uygulayan kocasının evine geri döner.

Yada çok işkolik, gözü işinden başka hiçbir şey görmeyen bir sevgiliniz var. Sürekli size daha sakin bir hayat istediğini söyleyip duruyor ama ne işinden ne de o koşuşturmacalı beta hayatından vazçemiyor. Siz ise onun bir şekilde sakinken nasıl hayat dolu, mutlu, neşeli olabildiğini deneyimlediniz. Bu bir potansiyeldir. Demek ki yapabiliyor olayıdır. Bu potansiyele ataç olup, onun bir gün herşeyi geride bırakıp öncelik sıralamasında size de sıra gelebileceğine inanıp, sabırla bu duruma katlanırsınız. Ama genellikle de hayal kırıklıkları ve üzüntü yaşarsınız. İlişki bu haliyle çok yürümez. Ayrıldığınızda o kaldığı yerden bildiği şekilde hayatına devam eder.

Aslında bahsi geçen insan hiçbir zaman sizin için orda olmamıştı. Bunu siz yaratmıştınız. Bu durumun sizde yarattığı yıkım aslında karşı taraf için de geçerli olacaktır. Aynı zamanda , o kişi de sizin zamanla tatmin olmadığınızı, hayal kırıklıkları yaşadığınızı, sizin de aslında gerçekte orada olmadığınızı, kendisini olduğu gibi kabul etmediğinizi, takdir görmediğini, gerçekten O'na aşık olmadığınızı anlamaya ve hissetmeye başladığında o da bir yıkım yaşayacaktır. 

Bir gün sizin sevdiğiniz haliyle ortaya çıkma ihtimaline, potansiyeline ataç olarak o anı bekleyerek, sevdiğiniz kişinin gerçekte olduğu haline bir nevi katlanıyorsunuz.

Verdiğimiz bu örnekler kişiye mahsus olmalla beraber, aynısı durumlar ve olaylar için de geçerlidir. Yarattığınız frekanslarla üzerinize çektiğiniz olaylar ve durumlar aslında gerçek iken, siz arada bir değişken durumları görüp bunların olabileceği potansiyeline ataç olup beklenti içinde yaşar, ve kendi yarattığınızı illuzyonlara katlanırsınız.

Herkes kendi potansiyelini kendi zamanlamasına göre, kendi hedeflerine ve kendi kişisel gelişimine uygun bir şekilde ortaya çıkarmak ve keşfetmekle yükümlüdür. 

Titreşip kendinize gelin. Hayat sizin hayatınız. 

Not: makalelelerim bir bütünlük arzeder. Hepsi birbirini tamamlar ve birindeki sorunun çözümü diğer makalede mevcuttur.