9 Ağustos 2022 Salı

Paraşütü Açın - NEDEN?


Akıl paraşüt gibidir, sadece açınca çalışır!

Sadece soru soruyorum. Kafanızda kendiniz cevaplayın. 

Neden?

  • Neden korona çıktığından bu yana istatistik kurumları şimdiye dek yayınladıkları grip, bronşit, zatürre, üst solunum yolu hastalıkları gibi vakaları ve bunlara dayalı vefat rakamlarını paylaşmaz oldu?
  • Neden sadece korona vakaları ve buna dayalı ölüm adı altında rakamlar paylaşıldı?
  • Neden ölümlere ait otopsi talepleri kanun çıkarılarak yasaklandı? Zira kimse ölümün gerçekten virüsten olup olmadığını öğrenemedi, öğrenemeyecek.
  • Tüm CDC ve DSÖ belgeleri koronanın izole edilmiş ve ispatlanmış bir virüs olmadığını söylerken tüm dünya buna odaklanıp olmayan bir virüs için tüm insanlığı korkuya boğdu?


  • PCR testinin mucidi olan bilim adamı bu kitin asla virüs tespit ve teşhis amaçlı kullanılamayacağını söylese de, neden insanların beyinlerine kadar o çubuklar ısrarla ve dayatlamalarla sokuldu? üstelik başka test yöntemleri de var iken...

“Tüm vaka ve ölüm sayılarının baz alındığı test asla hastalık yapıcı bir virüsü tespit edebilecek kapasitede değildir ve bir hastalığı teşhis edemez. Dolayısıyla %100 geçersizdir.”  

PCR tesitinin mucidi nobel ödüllü Kary Mullis

  • Sadece %30 doğruluk payı olduğu yetkililer tarafından söylenen bu testin insanlara yasal olmayan yolla dayatılması, pek çok vatandaşlık hakkınızın elinizden alınması, sıvı olmazsanız haftada 2-3 kez zorunlu hale getirilmesi hangi akıl tutulmasına hizmet ediyor?
  • Patojenik virüs diye bir şey yoksa, yanlış şekilde “sıvı” olarak anılan o vücuda-zerk edilebilir-cihazların içine ne konmaktadır ve bunlar ne amaçla kullanılmaktadır?
  • Neden biliminsanı bile olmayan dünyanın en zengin adamı başta olmak üzere pek çok siyasetçinin ve medyatik tipin dünyanın geleceği ile ilgili korku pompalayan varsayımları komplo teorisi sayılmazken ve halkı korku ve paniğe sürükledikleri için bu suç sayılmazken; PCR testini icat eden biliminsanının testin teşhis amaçlı kullanılamayacağını söylemesi ve AIDS aşısını bulan adamın sürekli varyantları olan ve mutasyona uğrayan bir şey için sıvı olunamayacağını söylemesi, bizdeki birçok biliminsanının da gerçekleri söylemesi hem sansürleniyor hem de komploculukla ve şarlatanlıkla suçlanıyor?
  • Neden demokrasiden bahsedilen dünyamızda gerçekler masaya yatırılmıyor? Tartışılamıyor? Tartışmak, bilgilerini paylaşmak isteyen insanlar neden şarlatan oluyor, google arama listelerinde dahi bulunamayacak şekilde sansüre uğruyor, mesleklerinden men ediliyor ve linç ediliyor?
  • Televizyonlarda boy boy gördüğümüz, ama şimdiye dek hiç görmediğimiz biliminsanları hangi ara bu kadar zort diye bir anda yıldızlaştılar? Bunların arkasında kimler var? kimlerin sözcülüğünü yapıyorlar? O tv’den bu tv’ye, sosyal medya şu bu derken bu insanlar ne ara hekimlik yapmaya vakit buluyorlar?
  • Ve neden bu insanların bir dedikleri bir dediklerini tutmuyorken; maske zararlı deyip ille de maske takın demeleri; izaolasyon özellikle yaşlılar için yanlış karardı deyip ardından ille de izole olun demeleri; mutasyona uğrayan bir şeyin sıvısı olmaz, sıvı olsanız da olmasanız da 2 sene içinde mutasyonlarla bu son bulur, hiç bir pandemi esnasında sıvı bulunmamıştır, kendiliğinden sürü bağışıklığı ile geçmiştir deyip ardından tüm sıvıları ve hatırlatma(!) dozlarını dayatmaları; tüm bu çelişkileri normal sayıp koyun gibi son denileni uygulamak, hiçbir şeyi sorgulalamamak bir seçim mi?
  • Neden maskenin zararları ilk başta bahsi geçen medyatik bilimadamları tarafından paylaşılırken sonradan bi anda dayatılan bir zorunluluk haline geldi? Kimler bundan ne kadar rant elde etti?

"Virüs kıyafetlerimiz ve hava ile temas ettiğinde ÇOK HIZLI bir şekilde etkisiz hale gelir. Çünkü virüsler KURUMAYA karşı çok dayanıksızdır. Hapşırdığımızda, konuştuğumuzda veya öksürdüğümüzde, eğer enfekteysek, bu virüsleri dışarıya veririz ve bir kısmı maskede kalır, bir kısmı da kalmaz. Ama orada KURUMA GERÇEKLEŞMEZ, çünkü her nefes alış-verişimizle ve konuşmamızla orayı ve VİRÜSLERİ SÜREKLİ NEMLİ TUTARIZ. Ve ellerimizle bunlarla temas ediyoruz ve böylelikle virüsün yayılmasını sağlıyoruz. Ve normalde yayılımı engellemesi amaçlanan MASKELER tam tersi BUNA YOL AÇIYOR."

- Avusturyalı Biyolog & Yazar Clemens Arvay

HOLLANDA SAĞLIK BAKANI:

Yüz maskesi takmanın tıbbi açıdan yararınına dair hiçbir kanıt yoktur.

– Tamara Van Ark

  • Neden çocuklar maske takmaya başladıktan sonra çocuklarda artan baş dönmeleri, baş ağıları, konsantrasyon güçlükleri,  astım hastalıkları, ağız yaraları, akciğer problemleri masaya yatırılmıyor? Ve neden o küçük bedenler üzerinde bu dayatma devam ediyor?
  • Yasal olarak kanunen hiçbir geçerliliği olmayan bu dayatma nasıl oluyor da insanların okullara girişlerini yasaklayıp eğitim öğretim hakkını elinden alabiliyor? Bu konuda haklarını geri kazanan ve yüzlerce mahkeme kazanan insanlar olduğunu biliyor muydunuz? yetkili açıklamalarında ise sürekli "gönüllülük esasına dayalıdır, zorlama yoktur" denildiğini?

DSÖ açıklaması

Eğer öksürüğünüz, ateş ve nefes alma güçlüğünüz varsa maske takmalı ve tıbbi yardım almalı. Eğer BU BELİRTİLERİNİZ YOKSA maske takmak ZORUNDA DEĞİLSİNİZ. Çünkü maskelerin, hasta olmayan insanları koruduğuna dair BİLİMSEL BİR KANIT YOKTUR.

  • Üretilen satılan herşey bir TÜV ve TSE belgesi almak zorunda iken neden elini kolunu salayan herkes maske satabilir hale geldi?

Başlangıçta,

Yani “maske üretimi” henüz yeterli değilken ve bazı üretici tekellerin eline geçmemişken sizlere dendi ki:

Maske sizi korumaz. Hatta yetersiz oksijen aldığınız için virüsün bulaşma ve hastalandırma riskini arttırır. Hasta olanlar maske takarsa zaten işgal edilmiş akciğerlerine daha az oksijen gider ve ölüm riski artar.

Hop. Maske “gereksiz ve hatta tehlikeli” ilan edildi. Hepiniz inandınız. Çünkü gerçek payı %100’dü. Derken, maske imalatı ve stoklar belirlendi. Kartlar yeniden karıldı.

Bu sefer yönetici sınıf dedi ki: Maskeyi sadece hasta olan taksın. Ve sadece sağlık profesyonelleri kullansın. Diğerlerinin takmasına gerek yok!.. Ama isteyen takabilir.

Maske takmanın zararları ile ilgili haberler bıçak gibi kesildi. Çoğumuz bu yeni bilgi ve uyarıya sazan gibi atladık

Koca, koca devletler maske savaşına girdi. Sağlık profesyonelleri ve hastaların ihtiyacı zar zor karşılandı. Talep alevlendi. Arz sabit kaldı. Malın değeri yükseldi. Bu arada merdiven altı atölyelerden, dünyaca ünlü tekstil markalarına kadar herkes maske üretimine çoktan başlamıştı. Stoklar gün be gün şişti. O yokluk günlerinde: Can havli ile tıbbi maske bulan buldu, bulamayan donundan maske yaptı.

Ve final: Hepiniz maske takın. Takmayan ölür mesajı geldi.

Yetmedi: Takmayan cahil, toplum düşmanı ve hatta vatan haini ilan edildi.

Yetmedi: Zorunlu hale getirildi ve hatta takmayan cezalandırılacak. Denildi.

El mecbur ne yapalım çoluk, çocuk, yaşlı genç taktık. 

Allerjik mi?, Kanserojen mi? Toksik mi?, Fibrotik mi?

Bilen var mı?

Denetleyen var mı?

İnceleyen var mı?

Yarın öbür gün yıllarca bizim kanserojen asbestli borulardan su içmemiz gibi bir şey

olmasın?

Yarın öbür gün çoluğumuza, çocuğumuza yedirdiğimiz kanserojen madde içeren mamalar,

şekerlemeler, abur, cuburlar gibi olmasın?

Hani giydiğimiz terlikten, iç donuna kadar, boya kaleminden, tüylü oyuncağa kadar

yüz binlerce eşyada “kanser yapıcı, astım yapıcı, alerji yapıcı.” Maddeler tespit ettik ya!..

Yarın öbür gün. "Kusura bakmayın bu maskeler kanser yapıyormuş, akciğer

hastalığı yapıyormuş, KOAH nedeniymiş falan gibi haberlerle bizim karşımıza

çıkılmasın!."

Kaliteli bir maskenin ömrü 1.5 saattir. Maske korusaydı hiç kimse pozitif olmazdı. Sadece takmayanlar pozitif olurdu. Bu yüzden sosyal mesafe yalanı uyduruldu. Mesafeye uymadın da ondan oldu densin diye. Ama aynı evde 1 pozitif 4 negatif çıkmasını kimse açıklayamadı.

Dr. Bilgehan Bilge

Beyin, Sinir ve Omurilik Cerrahı

 


  • Faz çalışmaları toplamda 7 sene sürecek bir şey için nasıl oldu da apar topar sıvı icat edildi ve bu kabul edildi ve de zorla insanlara yapılmaya çalışıldı?


  • Sıvıyı icat eden ve tüm o şirketin çalışanları neden kendileri sıvıyı almıyorlar?
  • Sıvıyı icat eden, onu satan, onu size yapan, onu size dayatan hiçbir sorumluluk almazken nasıl oluyor da kağıda imza atıp tüm sorumluluk size yüklenebiliyor?

Aşçının asla kendisinin yemediği ve zehirlenirseniz sorumluluk almayacağı bir yemeği nasıl olur da kabul edersiniz?


 

  • Sıvının içerisindeki maddeleri ve bunların ileride yol açacağı şeyleri araştıranınız var mı?
  • Sıvı aldıkları kesin olan zira sıvı almadan spor yapmalarına izin verilmeyen ve  patır patır sahalarda düşüp ani kalp krizleri geçiren profesyonel futbolcu, tenisçi, bisikletçi, dağcı, basketbolcu, dalışçı, koşucu, beyzbolcuların neden haber yapılmadıklarını merak edeniniz yok mu? Bu insanların senin benim aksine düzenli kalp ritm ekg vb testlere tabi tutulurken ani kalp krizi ve pıhtı atması durumu yaşaması normal mi? Fizyolojik yapıları, egzersiz ve beslenme programları ile herkesten daha sağlıklı olması beklenen genç sporcular neden kalp komplikasyonlarından aniden yere yığılıyor ve/veya ölüyor?
  • FDA sıvının yan etkileri olarak 
    • Guillain Barre Sendromu 
    • (ÇEVRESEL SİNİR SİSTEMİNİN YANGISAL BOZUKLUĞU)
    • Akut Dissemine Ensefalomiyelit (ŞİDDETLİ YAYILAN BEYİN-OMURİLİK YANGISI)
    • Transvers Miyelit (OMURİLİKTE SİNİRSEL BOZUKLUK),
    • Ensefalit (BEYİN İLTİHABI),
    • Miyelit (OMURİLİK İLTİHABI),
    • Ensefalomiyelit (BEYİN-OMURİLİK YANGISI),
    • Meningoensefalit (BEYİN ve BEYİN ZARI YANGISI),
    • MENENJİT,
    • Ensefalopati (BEYİN DOKUSU BOZUKLUĞU),
    • Konvülsiyonlar (ÇIRPINMALAR),NÖBETLER... 
  • sıraladığı halde, "Bizi kurtaracak olan TEK ŞEY AŞI" diyerek Hükumet, medya ve ünlüler KORKUYU KULLANARAK sizi, emin olmadığınız bir şey için neden zorluyorlar ?

  • Pek çok ülkede sıvının yan etkileri ve ölümlere dayalı davalar açılmaya başladı. Hükümetlerin ve tıbbın “biz kimseye zorla sıvı yapmadık, gönüllük esasına dayalı bir şeydi” diyerek tüm sorumluluğu ölen ve mağdurlara yüklediğini biliyor musunuz?
  • PFIZER üretimi Kovid Aşısı(!), nano parçacıkların oluşmasına yardım eden pozitif yüklü bir molekül olan ALC-0315'in de dahil olduğu birçok deneysel ve kimyasal madde içeriyor. Ayrıca, DSPC ve POTASYUM KLORÜR, MONOBAZİK POTASYUM FOSFAT, SODYUM KLORÜR, DİBAZİK SODYUM FOSFAT DİHİDRAT, grafen denen maddeler de var. Bu maddelerden bazılarını GÜBRE çuvallarının "İÇİNDEKİLER" listesinde de bulabilirsiniz Bunu koşarak hiçbir dozu kaçırmadan yaptırmak bir seçim mi?

  • Hadi, şimdi de MODE RNA'ya bakalım... ya da (yani) Moderna sıvısına(!)...Bu sıvı(!) da benzer maddeleri içeriyor ve içinde bir uyuşturucu olan TROMETAMİN var. Ayrıca içinde şirket adına tescilli olan SM-102 var. Tescilli demek, sıvı(!) içeriğinde kullandıkları süper gizli ve özel malzeme. Ve size bu konuda bir şey açıklamak zorunda değiller! 
    • Bir ilaç firması ne saklamaya çalışıyor olabilir ki? Vücudunuza enjekte edilen şeyin TAM OLARAK NE OLDUĞUNU bilme hakkınız yok mu?
    • Veya GÜVENLİ OLUP OLMADIĞINI ?
    • DENEYSEL aşılama, KAPSAMLI bir şekilde test edilmiş midir?
  • Neden Pfizer sıvı hakkında 50 sene boyunca soruşturma açılmasının  engellenmesi için kongreye başvurdu?
  • Şimdiye dek adı sanı duyulmamış doktor bile olmayan laboratuvar çalışanları, dünyanın en zengin adamı ve o ülkenin başbakanı ellerinden tutunca nasıl bir anda dünyanın en zengin Türkleri ve firmaları da dünyanın en zengin firması oluverdi?
  • Sıvı diye nitelenen şeyler ÇOK ETKİLİYSE sıvıdan(!) sonra NEDEN HALA maske takmanızı istiyorlar?

  • Ve neden bazı insanlar sıvıya rağmen Kovid(!) geçiriyor?
  • Gerçek biiimsanları, mutasyona uğrayan bir virüsün asla sıvısı olamaz, gribin hiçbir zaman sıvısı bulunamadı bulunamaz dedikleri halde, nasıl oldu da başlarda %100 etkili, kanseri bile iyileştiriyor dedikleri sıvı bu kadar etkili ise NEDEN HALA maske takmanızı istiyorlar? Ve neden bazı insanlar aşılandıktan sonra Kovid(!) geçiriyor? felç oluyor? ölüyor?

bu haber yayından kaldırılmış!

  • Önce sıvı olmayan kovid oluyor dediler. Sonra sıvı oldukları halde olanlar için hatırlatma dozlarını almadıkları için oluyorlar dediler. Hatırlatma dozu olmayanları da sıvısız ilan ettiler. Sonra sıvı olan da poztif oluyor ama entübe olmuyor hafif atlatıyor dediler. Sonra entübe oluyorlar ama ölmüyorlar dediler. Sıvı olup da ölenler içinse kalp krizi deyip geçtiler. (otopsi yasak olduğu için ispatı olmayan bir durum). Medyada sıvının yan etkileri, sıvıya dayalı ölüm yada en ufak bir negatif haber duyanınız var mı? sıvıya neden bu kadar toz kondurulmuyor? Neden herkes susturuluyor?
Doktorlar Kovid-19(!) 'lu hastaları korumak ve iyileştirmek için daha güvenli, etkili ve ucuz tedaviler buldu. 30 yılı aşkın süredir güvenle kullanılan ivermectin gibi. 

Fakat hükumet bu etkili ilacın kullanımını desteklemiyor.Aslında, hidroksiklorokin (ancak uygun yapıdaki kişilere ve uygun dozajda olmak koşuluyla, yoksa ölümcül etkisi olabiliyor), D ve C vitamini ve çinko gibi başka tedavi yöntemleri de var. Kovid'i(!) önleme ve tedavi etmede doktorlarca güvenli ve etkili bulunan... Fakat hükumetler bunların da kullanılmasını istemiyor.

  • Hükumetler doktorları susturuyor ve diğer tedavi yöntemlerini dikkate almıyor mu?

Hükümetin kendi istatistiklerine ve temel matematik bilgisine göre, DENEYSEL AŞILAMA olmadan Kovid-19(!)'dan kurtulma şansınız yaş grubunuza bağlıdır.

0-14 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9998 'dir

15-44 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9931 'dir

45-64 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,9294 'dir

65-85 yaş arası KURTULMA ŞANSI %99,6297 'dir

ve 85 yaş üzeri KURTULMA ŞANSI %98,2499 'dir

  • Aslında yıldırım çarpması sonucu ölme ihtimaliniz ile Kovid-19(!)'dan ölme ihtimaliniz nerdeyse aynı. Yıldırım çarpma riskine karşı DENEYSEL AŞIYA ihtiyacımız var mı?


  • Neden akıl tutulması yaşanan şeyleri gözden kaçırıyoruz? 30 bin kişilik stadlar konser için, miting için lebalep doldurulurken, insanlar et et g.t g.te maskesiz mesafesiz hoplayıp zıplarken; camilerde insanların 2 metre arayla maske takarak namaz kıldırılması; uçak bileti beklerken sırada 2 metre arayla durmanız ama uçakta 5 kişi yan yana omuz omuza saatlerce seyahat etmeniz ve yemek servisi yapılınca yemek yerken maskenizi sıyırıp bulaş olmayacağına inanmanız; atıyoum meşhur bir hamburgercide yada kahvecide yemek kuyruğunda maske takmanın zorunlu olduğu ama yemek yerken aynı masada pek çok insanın hatta yan masalarla yan yana, sırt sırta yemek yemenin bulaştırmayacağına inanılması; arabada tek başına seyahat eden kişiye maske takmadığı için ceza kesilmesi, denize girerken güneşlenirken bile insanların maske takması, orkestradaki müzsiyenlere bile maskede delik açılıp ordan aletlerini çalması; tv'lerde otoritenin aynı masada yada toplantıda kendisinin maske takmadığı ama emir kulu herkesin maskeyle durduğu,  ve daha pek çok benzeri akıl tutulması şeyler bir şeyleri sorgulamak için yeterli değil mi?



"viroloji tarihinde hiçbir zaman öldürücü bir virüsün mutasyonu daha tehlikeli hale gelmemiştir. Virüsler mutasyona uğradıkça daha bulaşıcı olur ama daha az zararlı hale gelirler.
Dr. Kelly Victory



"Kovid aşısı " BİR aşı DEĞİLDİR !

Hücrelerinizi hackleyip vücudunuzu yapılandırarak Kovid-19 virüsünün (ZARAR VERİCİ ZEHİRİN) parçalarını oluşturan DENEYSEL bir mRNA enjeksiyonudur !

  • Klinik denemeleri neden ACELEYE GETİRİLDİ !
  • Güvenlik testleri neden atlandı (YAPILMADI) !
  • Ve neden daha şimdiden BİRÇOK YAN ETKİYE YOL AÇIYOR !
  • İnsanlar neden daha şimdiden bundan (DENEYSEL AŞIDAN) dolayı HASTALANIYOR ve ÖLÜYOR !

Sıvının(!), insanların Kovid(!) kapmasını, virüsü(!) bulaştırmasını veya çok hasta olmasını ÖNLEDİĞİ KANITLANMADI 

İlaç şirketinin bize şırıngada ne olduğunu söylemesi zorunlu olmadığı için BİLEŞENLERİNİN TAM LİSTESİ BİLİNMİYOR !

  • Neden İlaç şirketleri insanların sıvı diye nitelendirilen bu şey nedeniyle hastalanmasından veya ölmesinden sorumlu olamamak için kongrelere koşuyor. Neden Kovid-19(!) için güvenli, etkili ve kanıtlanmış tedaviler var fakat görmezden geliniyor ve sansürleniyor.

Vaka ve ölüm sayıları oldukça abartılı çünkü dayandırıldıkları PCR testleri İŞE YARAMAZ.

Gerçek şu ki, hiçbirimiz gerçekten bilmiyoruz:

  • Kısıtlamalar NEDEN ?
  • HATALI testler NEDEN ?
  • Kovid(!) vaka ve ölüm rakamlarının abartılması NEDEN ?
  • Her yerdeki sansür NİYE ?
  • Burdaki ASIL OLAY NEDİR ?

Şırıngaların içinde ne olduğunu dahi bilmiyoruz. Ve DENEYSEL SIVI vücudunuza girdiğinde ne olacağını...

Kimse bilmiyor ! Fakat bildiğimiz şey, eğer bir kere içinize girerse ONU BİR DAHA ÇIKARAMAZSINIZ!

  • ASLA GERİYE DÖNDÜREMEYECEĞİNİZ (telafisi olmayacak) bir şeyin kendinize yapılmasına İZİN verir misiniz?

Çocuklarınıza sıvı yaptırıyorsunuz. 
FDA), hastanelerde kişilere damar yolundan günlük olarak verilebilecek maksimum Al (Aluminyum) miktarını 25 mcg (mikrogram) olarak belirlemiş. Oysa, hayatın ilk gününde bebeklere vurulan Hepatit B aşısındaki Al miktarı tek başına, bu güvenlik değerinin 10 kat üzerinde olup, ABD takvimine göre aşılanmış her bebek (TR aşı şeması neredeyse birebir aynıdır), hayatın ilk 6 ayında götürüldüğü 3 aşı turunun HER BİRİNDE 1200 mcg’nin üstünde Al almaktadır. FDA’in belirlediği günlük güvenlik değerinin 50 katı değerde Al bebeklerin bedenine tek seferde zerk edilmekte, oluşacak olası nörolojik etkilerin gözlemlenmesi için de aileler uyarılmamaktadır. Yediğimiz içtiğimizden aldığımız alüminyum, (eğer bağırsaklarımız sağlamsa) sindirim kanalından geçer gider ve kana karışmaz. Bu nedenle tehlikeli sayılmaz. Sadece onayı alnımış ve kabul görmüş yılların hepatitB sıvısında bu kadar tehlike ve yan etki varken, içinde ne olduğu bilinmeyen, faz çalışmaları tamamlanmamış, onayı alınmamış, deneysel kabul edilen, kimse tarafından hiçbir sorumluluğu alınmayan bir sıvıyı evladınıza yaptırır mısınız? Kim evladını kobay olarak kullandıracak kadar çaresiz hisseder? yada acımasız olabilir?!

  • Neden herşeye muhalefet eden, birbirlerinin her adımını sorgulayıp laf atan siyasiler bu dayatmalar konusunda el ele kol kola gezip faşist kararlar alma konusunda birlikte adım atıyorlar?
  • Başta  bahsi geçen ve istatistikleri paylaşıldaydı kovid rakamlarının aslında tüm bronşit, zatürre, üst solunum yolu, akciğer vb hastalıklardan ölenlerin sadece %1'i bile olmadığını bilseydiniz?
  • Tüm bu gerçekler ola ki bir gün açığa çıktığında, bu süreci bize kasıtlı yada kasıtsız yaşatanların ve yargılanması gerekenlerin sayısının ölenlerin sayısından çok daha fazla olduğunu biliyor musunuz?
  • Tüm bu bilgilere şu ana dek kendiniz çoktan ulaşma lüksüne sahipken, elinizde her türlü araştırma, soruşturma imkanı varken, gönüllü cehalete kapılmanız silkelenip kendinize gelmenizi gerektirmiyor mu? yoksa tekrar sahneye koymaya çalıştıkları aynı ve benzer senaryolarda rol almaya devam mı edeceksiniz?

okumalık:


5 Ağustos 2022 Cuma

Kibrit Çöpü

 videoyu oynatın


"whoever saves one life
saves the world entire"

Önce ben demekle sadece ben demek arasında ince bir çizgi vardır. 
Sadece ben demek bencilliktir, narsist bir yapıdır. Kendinden başkasını düşünmemektir. Ama önce ben demek aynen uçaklardaki gibi oksijeni önce kendinize sonra çocuğunuza olayıdır.

Hayatınızı hep elelam ne der diyerek heba ettiniz. Toplum bilinci bu şekilde oluştu. Kendi hayalleriniz, peşinden koşacağınız çılgın fikirleriniz olmadı. Tam tersine toplum size ne layık gördüyse onun peşinden, hem de körü körüne gittiniz. 

Hayallerini, potansiyelini, yaratıcılığını ev hanımlığı uğruna bastıran milyonlarca kadın depresif hayatlar sürüyor. Migrenden, troidden vb hastalıklardan kurtulamıyor. Bunların tek sebebi bastırılmış duygular. Yaratıcılığı baskılanmış, söylemek isteyip de söyleyemediği bir dolu şey var ve kendini yaratıcılığı ile ifade etmesine izin vermeyen, birey olmasını engelleyen bir toplum... 

Bunları daha önceki pek çok makalemde dile getirdim. Feda ve kar olayından tutun da titreşimlere kadar. En altta yine paylaştığım bir liste ile hatırlayabilirsiniz.

Şu anda 2-3 senedir dünyada uygulanan çok aptalca bir testten geçiyoruz. Ve uygulayıcılara göre her testten başarılı da bir şekilde geçiyoruz. Çünkü dünya tam da onların istedikleri bir yere doğru gidiyor. 

"Dünya tam da sizin hayal ettiğiniz gibidir" 
- Stefano d'Anna Tanrılar Okulu
Dünya tam da sizin hayalanizdeki gibi bir yerdir. 
Ancak hayalleriniz kendi hayalleriniz mi? 
İnandıklarınız asıl hakikatler mi? 
Seçim ustası mısınız? 
Durum kurbanı mı?
Yoksa gönüllü cehaletin kurbanı mı?

Etrafta çok fazla stratejist, çok fazla astrolog, falcı, ileriye dönük varsayımlarda bulunan uzman tipler türedi. Bunların söylediklerinden biri yada ikisi kazara çıkacak olsa körü körüne her dediklerine inanacak, peşlerinden gidecek hale geldik.

Yapmayın bunu!

Bir kez daha açıklıyorum
Seçimlerinde özgür olan insan okuyan araştıran, tarafsız, tek bir kaynakla yetinmeyen, farklı görüşlere açık, açık fikirli, ölçüp biçip tartan, doğruların peşinde koşan, özgürlüğü uğruna dik durmayı başaran ve bunun için de anayasal hakkını, vatandaşlık hakkını, insanlık, birey olma haklarını sonuna dek savunan insandır.

Gönüllü cehalet ise araştırıp soruşturmadan, tek bir kaynaktan (medya, uzman, bilim adamı, şu bu) yada otoriteden gelen bilgiye körü körüne inanan, otoriteye itaati şart koşan, kendine yaratılan konfor alanına hapsolmuş şekilde bu konfor alanını korumak uğruna kendini ürkütecek yeni bilgilere kapayan, bu bilgilere kendisi de ulaşabilecek lükste iken ve her türlü imkan zaten varken salağa yatan, bu bilgileri paylaşmak isteyenlere düşman kesilen, konfor alanını korumak uğruna sahip olduğu yanlış bilgilerin savunucusu haline dönen insandır. 




Loop yani döngüden çıkabilmenin tek yolu birey olmaktır. Frekansınızı yükseltmektir. Silkinip (titreşip) kendine gelmektir.

3 senedir akılla bağdaşmayan bir şeyin peşinden körü körüne gidiyoruz. Başlarda seyirci kalmayı tercih ettim. Kendi frekansımı yüksek tutmak ve birey olma halini yitirmemek için. Ama gözlemlediğim kadarıyla en kişisel gelişimlerin dibine vurmuş meslektaşlarımdan tutun da en bilim adamı, mühendis, doktor dediğim insanlara kadar herkes bir akıl tutulmasının içine girmiş, gönüllü cehaleti oynuyor. Onlara sorsan araştırıp öyle karar vermişler. Neyi araştırdınız? diyorum. E hergün haberlerde söylüyorlar dinlemiyor musun? diyorlar. 

Haberleri, medyayı, ve şimdiye dek tek bir bilimsel başarısı olmayan ama bir anda yıldışlaşan, kanal kanal gezmekten doktorluk yapmaya ne zaman vakit bulabiliyorlar dediğiniz tipleri kendilerine hakikat kabul eden, ama işi gerçekten cerrahlık olan, virolog olan, nobel ödüllü gerçekleri söyleyen insanları ise tü kaka şarlatan ilan edip çarmıha geren bir toplum türedi.

Artık herkes seçimlerinde özgür değil dostlar. Seçimleriniz başkaları tarafından yapılıyor. Neden korkacağınız, neye sevineceğiniz önceden planlanmış durumda. 

Yaramaz çocuklar, Bob Ros'un aksine hadi bugün de şurdan salgın başlatalım, şurda çılgın yangınlar başlatalım, şurdaki yanardağı tekrar kudurtalım, aha burda bi manyak bi deprem yaratalım, şurda fırtına koparalım, burda kıtlık yaratalım, ekonominin a.n koyalım, şunları birbirine düşürüp savaş çıkaralım, verelim yukardan gazları kemtreyillerle insanlar kafayı yesin, siyanürü suya basalım, maskeyi taktıralım köleliğe alışsınlar, evlerine hapsedelim, sıvıları çakalım, yetmedi bi de çip takalım derken artık zıvanadan çıkmış durumdalar.

Ve enselerine şaplak yeme zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.
   
Tanrı "beni güldürmek istiyorsanız plan yapmaya devam edin" demiş
Bu Tanrıcılığa soyunup deccal planları yapanlar, planlarının o kadar kusursuz olduğuna inanıyorlar ki, artık herşeyi alenen yapar hale geldiler. Sen ben buna dur demesek bile Tanrı'nın tokadı üzerlerine ağır inecek buna eminim.

Sizlere maske takmayın, sıvı olmayın, evlerinize kapanmayın demiycem. Ama süreci iyi okuyun. Şimdiye dek neler oldu. Neden  çok güvendiğiniz medyada tek bir karşıt fikre yer verilmedi. Neden yasal olmayan şeyler bizlere dayatıldı. Buna değdi mi? Akıl tutulması yaşanan şeyler sizleri hiç mi rahatsız etmedi? Konfor alanınız uğruna bunları görmezden mi geldiniz? Demokrasi varsa neden hiçbir şey masaya yatırılmadı. Neden karşıt fikirliler çarmıha gerildi, şarlatan ilan edildi, mesleklerinden men edildi, hatta yaşamlarına son verildi bunları bir araştırın. Neden senaryolar gittikçe ağırlaşıyor? Bizleri neye hazılıyorlar? Gerçekten istediğiniz böyle bir gelecek mi? Evlatlarınız için istediğiniz gelecek bu mu? Ve neden şimdi yine benzer ve daha ağır senaryolar tekrar uygulatılmaya çalışılıyor? ilkinde başarılı oldukları için mi? 

Neden korku pompalayanlar yalan yanlış bilgileri yaymakta özgür iken ve asıl komplocular onlar iken (zira kesin olmayan bilimsel ispatı olmayan bir gelecek için bizi hazırlıyorlar), doğruları söylemeye kalkanlar şarlatan ilan edilip, sansürlenip, google arama listelerinden bile çıkartılacak hale getirilip komplocu ilan ediliyor bunu bir düşünün.

Eğer siz bir adım geri atıp toplum bilncinin, algı operasyonlarının, medyanın, otoritenin, korku pompacılarının, deccal planların ve elalem ne der'in frekansından çıkmazsanız sadece kendinizi değil pek çok insanı da yakacaksınız. Çıkın ki siz de bu frekansa hizmet etme halinden özgürleşin. Çıkın ki sergilediğiniz duruş pek çok insana örnek teşkil etsin. İnsanlar sorgulamaya başlasın. hakikatlerin peşinden gider hale gelsin. 

Sevgi frekansına geçip orda sabit yayın yapan herkes insanlığı kurtarma lüksüne sahiptir. Tıpkı aşağıdaki video gibi. 




okumalık:

30 Aralık 2021 Perşembe

Eski bir bilgisayar korsanının gözünden


Rakibinden esinlenerek bir işletim sistemi çıkarıyorsun. Bunu öyle bir pazarlıyorsun ki, yakın gelecekte tüm bilgisayarlar, içinde bu olmadan satılamaz hale geliyor. Kullanıcıları düzenli güncellemelere, şirketleri toplu lisans alımlarına ve senin adına danışman olarak çalışan kişilerden düzenli destek almaya mecbur bırakıyorsun. Her yeni sürüm çıktığında insanlar bunu da almak zorunda kalıyor. Ve yine güncellemeler, yine lisans, yine destek...

Ve sonra keşfediyorsun ki, sadece bundan para kazanılmaz. 
Bilgisayar korsanları ile anlaşıp virüsler üretiyorsun. Bu virüsler bilgisayara girdiğinde bilgisayara olmadık zararlar veriyor. Ama ne hikmetse daha 24 saat geçmeden antivirus uygulaması ile bilgisayarınızı kurtarabiliyorsunuz. Çoğu zaman insanlar baştan kurmayı bile tercih ediyor. 

Sonra diyorsun ki, bu ve buna benzer virüsler çok artacak, herkes bilgisayarına virus koruma programı kursun. Tüm şirketlerde bu zorunlu hale geliyor. Her sene yüksek rakamlarda yenilenmesi gerekiyor. Koruma programınız girdiğiniz her siteden, indirdiğiniz her uygulamaya kadar hayatınızı kontrol altına alıyor. Hatta geri planda çalışarak bilgisayarınızı hiç olmadığı kadar yavaşlatıp hantal bir hale getiriyor. Size dayatılan koruma programlarını yada uygulamaları kurmazsanız bankacılık uygulamalarına, resmi sitelere, sosyal platformlara girememeye başlıyorsunuz. Akîl adamlar bilgisayar dergilerinde çıkıp “hangi koruma programını kurduğunuz önemli değil, birini kurun yoksa yoksa bilgisayarınız çöker” diye korku salarak telkinlerde bulunuyor. 

Sonra yönetici güçler devreye giriyor. Şirket içinde girip giremeyeceğiniz siteler, kullanıp kullanamayacağınız uygulamalar network yöneticisi tarafından belirleniyor. Pek çok yasaklar uygulanıyor. Harddsikleriniz, usb taşıyıcılarınız hep önceden güvenlik testinden geçiyor. Ancak ondan sonra bir başka bilgisayara sokabiliyorsunuz. Ardından daha büyük güçler devreye giriyor. Evlerdeki kullanıcıların da hangi siteye girip giremeyeceğine onlar karar veriyor. Çoğu sitede “mahkeme kararı ile yasaklanmıştır” ibaresi çıkmaya başlıyor. Sosyal platformlara girip çıkarkenki hareketleriniz, paylaşımlarınız, yorumlarınız, herşey geri planda çalışan uygulamalar tarafından ya sansürleniyor, ya bloke ediliyor. Hatta sizin hesabınız da… 

Internette surf yapabilmek için, sosyalleşebilmek için, sanal alemdeki varlığınızı sürdürebilmek için tüm bunlara boyun eğiyorsunuz.

Elınmask “hayatımız bir bilgisayar oyunu, bunu ispatlayabilirim” demiş. 
O ispat çoktan yapıldı elınım maskım…

4 Eylül 2021 Cumartesi

Sınırda - Borderline



Hayatınızdaki insana karşı pek çok hissinizin olması son derece doğaldır. Hayatının, potansiyeline ataç olduğunuz gibi gitmemesinden dolayı duyduğunuz üzüntü, kendine zarar vereceğine dair korku, sizi ve kendini incittiği için duyduğunuz öfke, yine potansiyele ataç olmanızdan dolayı yaşadığınız hayal kırıklıkları, ona yeterince yardım edememekten dolayı duyulan suçluluk…

Hisleriniz ne olursa olsun pik yaptığında onları oldukları gibi kabul etmek en iyisidir.

Çoğu insan birlikte olduğu insanın kişilik bozukluğu olduğuna inanır. Aslında bu durum o kisişinin kişiliğiyle ilgili kronik bir davranış şeklini ısrarla devam ettirmesinden dolayıdır. Bunlar kendine zarar verme ve cezalandırma eğilimleri, terk edilme korkusu gibi hisler olabilir.

Duyguları bir anda ortaya çıkıp, bir anda kaybolabilir, yada değişebilir. Birinin çabuk değişen duygularına karşı alabileceğiniz aksiyonları asla kestiremezsiniz.

Duygusal olarak hassas olan insanlar çoğu zaman ilişkilerini, işlerini kaybedebilir, ait oldukları sosyal ortamlardan dışlanabilirler. Sonra bu kişide oluşan his duyguların kötü olduğu ve onlara sahip olunmaması gereğidir. Karşılaştıkları olay bir duygusal tepki gerektiriyorsa ondan kaçınmayı tercih eder, yokmuş gibi davranır. Duygularını bloke eder, bastırır. Ama bu bir yerden patlama şeklinde ortaya çıkacak zamanı kollar, çünkü duygular serbest kalmak isteyecektir.

Vahim olan şey ise, ona acı veren duyguları gözlemlerken ona yardım edememekten dolayı duyduğunuz çaresizliktir. Yardım etmek istersiniz ama sürekli bindiği dalı kesen biri vardır karşınızda.

Sevdiğiniz kişinin bu aşırı duygu yoğunluğu paranoya ile sonuçlanabilir. Bazen sürekli onu terkedip etmeyeceğiniz üzerine yoğunlaşır. Bazen buna çoktan ikna olmuştur bile. Ve her hareket ve davranışınızda bunu onaylayacak deliller yaratır kendine. Aslında sizin böyle bir düşünceniz yoktur, ama üzerinize böylesine bir suçlama ile gelindiğinde doğal olarak tepki göstemeniz kaçınılmaz olacaktır.  

Suçlama ve hatta iftiralar altında ezilince siz de bu sefer duygusal olarak yoğunlaşırsınız. Bu yoğunlaşma karşı tarafta onu terke edeceğinize dair ekstra bir delil olarak kayda geçer (!). Bu durum “loop”a girer. Size güvenmeyen bir insanla neden birlikte olmakta ısrar ettiğinizi sorgulamaya başlarsınız. Onun profesyonal yardıma ihtiyacı olduğunu düşünmeye başlarsınız.

Bazen bir duyguyu deneyimlemekten kaçınmak için onun yerine başka bir duyguyu koyarız. Bu yüzden de çoğu zaman üzüntünün yerini öfke alır. Öfke daha rahatlatıcı gelir. Üzüntüyü görmezden gelmeye yardımcı olur.

Pek çok insanda duygu uyandırmayan yada çok az etkileyen durumlar, bu insanlarda aşırı duygu yoğunluğuna yol açabilir. Bunlar içinden geçenleri saklamayan, duygularını en yoğun şekilde yaşayan ve sergileyen insanlardır. Sadece bir tetikleyici gerekir. Önemsiz olaylara aşırı tepki vererek etrafındaki herkesi şaşırtırlar ve uzun süre de sakinleşemezler. Duygu normal insanlara göre beyinde daha uzun süre yer etmeye devam eder. Sevdiğinizin aslında asla inmek istemediği bir hız treninde mahsur kaldığını düşünebilirsiniz. Çünkü bitmek bilmeyen duygu vagonları vardır. Aslında onlar da bu trenin bir parçası olmak istemez, çoğu zaman bu durumu size dile getirir ve sözler verir, ama bu treni nasıl durduracağını bilemezler.

Eğer ilişikideki bir davranışımız cezalandırılıyorsa o davranışı terk ederiz. Tepki gösteririz. O kişi de bizim tepkimize tepki gösterir. Onların itici güce sahip olan aşırı duyguları bizim de daha duygusal olmamıza neden olur.

Bazen sevdiğiniz insan, acılarının kabul edilemez ve gerçek dışı olduğuna kafalarının içinde o kadar fazla inanır ki, değersizliklerini onaylayacak delil aramaya devam ederler. Sevdiğiniz, kendisi için gerçekçi olmayan hedefler koyarak standartlarını yükseltebilir. Aslında kendini değiştirmeye çalışma çabası kendini cezalandırma yöntemlerinden biridir. Hedefe ulaşamayacaklarını bildiklerinden kendini değersiz kılma durumunu ispat etmiş olacaklardır. Bir problem çıktığında problemi çözmek yerine durumu daha da kötü hale getirecek seçimler yapabilirler. Sevdiğiniz kişi kriz üreten bir durumdayken ona yardım etmeyi denemişseniz çoğu zaman hayal kırıklığına uğramışsınızdır. Belki ona sayısız kez yardım çözümleri sundunuz ve o da bunlardan birini uygulayacağına dair size sayısız sözler verdi. Ama her uygulama vakti geldiğinde yoğun dürtüsel duygularıyla fikrini değiştirip yine bildiğini okudu.

Sevdiğinize yardım etme çabası bazen ağır çekim bir araba kazasını  andırır. Yaptığı hız, ani manevralar kaçınılmaz bir kazaya davetiye çıkaracaktır. Ona uyarılarda bulunmanız nafiledir. Sizi duysa bile olan biteni değiştirecek güçte olmadığını düşünür. Aynı kazalara daha önce de şahit olduğunuz için sinirlenirsiniz ve yine çaresiz hissedersiniz.

Sevdiğiniz insanın bu şekilde davranıyor olması hayatları boyunca hep önemli kayıplar yaşamalarından kaynaklı olabilir. Bu yüzden çoğunlukla kontrol duygularını zaptedemezler. Bu kayıplara karşı hassas hale geldiklerinden bir şeyi kaybetme ihtimali bile onları dengesiz davranmaya itebilir. Ortada bir kayıp yokken bile olacağı ihtimaline karşı tetikte beklemelerine yol açar. Bu beklentiye ataç olurlar. Çoğunlukla ona davetiye çıkarırlar. Bazen de kışkırtıcı davranabilirler. Çok güzel giden bir ilişkileri dahi olsa, günün birinde sevdiği kişiyi kaybetme ihtimaline karşı geliştirdiği yoğun kaygılar, karşı tarafa yaptığı sürekli suçlamalar ve paranoyak davranışlarla sevdiğini  ilişkiden kaçırtacak şekilde kışkırtıcı boyuta ulaşabilir. Ve yine bir kayıp yaşamış olarak kendine bir durumu daha ispat eder.

Hayatları boyunca kayıplar yaşamış bu insanların bazıları yine hayatları boyunca sonu hayatta kalmayla sonuçlanan sayısız felaketler de geçirmiş olabirler. Depremde göçük altından çıkmış olabilirler, araba kazaları, felaketler, ölümün ucundan dönülen hastalıklar; tecavüz vb utanç ve suçluluk duygusunu yoğun yaşadıkları olaylar yaşamış da olabilirler. Saydıklarımın tümünü peşpeşe yaşamış olan insanlar da olabilir. Bunları çoğu zaman hayatlarına mıknatıs gibi çektiklerinin farkında olmadan yaşamışlardır bunları.

Kayıplar biriktikçe zamanla yaşadığı kayıplara karşı duygularını deneyimlemekten uzaklaşmaya başlarlar. Duygularından kaçıyor olmak çok yoğun bir üzüntü yaşadığı gerçeğini değiştirmez. Ama yine de kayıplarının yasını tutmaktan kaçınırlar, çünkü kayıpların sebep olduğu üzüntüye katlanamazlar. Sıklıkla bitmek bilmeyen acıyı deneyimlerler.

Onlara yapacağınız en büyük yardım, yanlarında olduğunuzu, onları oldukları gibi kabul ettiğinizi hissetirmek, mümkün olan en kısa ve uygun zamanda profesyonel yardım alabilmesi için yanında olmak, ama tüm bunları yaparken de kendi enerji alanınızı korumayı ihmal etmemenizdir.

20 Ağustos 2021 Cuma

Potansiyele Ataç Olmak

Daha önce "Ataç'ı Bozmak" yazımda ataç olma halini ve bundan özgürleşme yollarından bahsetmiştim.

Ataç'ın türlü hallerinden biri de potansiyele ataç olma halidir.

Eğer birlikte olduğunuz kişinin potansiyel varlığına ataç olduysanız ve bu kişi de bu ataç olduğunuz potansiyeli gerçek kılmaya pek de hevesli değilse, aslında gerçekte orada olmayan bir şeye ataç omuş, gerçek olmayan birini seviyorsunuz demektir. Kendi yarattığınız illuzyonda yaşıyorsunuzdur. 

İnsanları olduğu gibi kabul etmek yerine, ufak bir kıpırtı dahi olsa görüp şahit olduğunuz yada kafanızda yarattığınız potansiyelini seviyor olmak, sevgi enerjisindeki al ver dengesini bozacaktır. 

Potansiyeline ataç olduğunuz kişi, beklentilerinizi yerine getirmeyince de, derin üzüntüler, hayal kırıklıkları, gücenmişlik ve darılmışlık hislerine kapılacaksınız.

Örneğin, sürekli şiddet gören bir kadın, kocasının aslında ne kadar şevkatli ve sevecen olabildiğini bir şekilde deneyimlediyse, ondaki bu potansiyele ataç olup değişebileceğine kanalize olur. Bu beklenti içinde şiddet görmeye devam eder. Bu duruma katlanır. Kimse değişmez. Ne şiddet uygulayan, ne buna katlanıp ataç olan. Kadın yarattığı bu konfor alanıyla, karakoldan şikayetçi olmadan çıkıp yine şiddet uygulayan kocasının evine geri döner.

Yada çok işkolik, gözü işinden başka hiçbir şey görmeyen bir sevgiliniz var. Sürekli size daha sakin bir hayat istediğini söyleyip duruyor ama ne işinden ne de o koşuşturmacalı beta hayatından vazçemiyor. Siz ise onun bir şekilde sakinken nasıl hayat dolu, mutlu, neşeli olabildiğini deneyimlediniz. Bu bir potansiyeldir. Demek ki yapabiliyor olayıdır. Bu potansiyele ataç olup, onun bir gün herşeyi geride bırakıp öncelik sıralamasında size de sıra gelebileceğine inanıp, sabırla bu duruma katlanırsınız. Ama genellikle de hayal kırıklıkları ve üzüntü yaşarsınız. İlişki bu haliyle çok yürümez. Ayrıldığınızda o kaldığı yerden bildiği şekilde hayatına devam eder.

Aslında bahsi geçen insan hiçbir zaman sizin için orda olmamıştı. Bunu siz yaratmıştınız. Bu durumun sizde yarattığı yıkım aslında karşı taraf için de geçerli olacaktır. Aynı zamanda , o kişi de sizin zamanla tatmin olmadığınızı, hayal kırıklıkları yaşadığınızı, sizin de aslında gerçekte orada olmadığınızı, kendisini olduğu gibi kabul etmediğinizi, takdir görmediğini, gerçekten O'na aşık olmadığınızı anlamaya ve hissetmeye başladığında o da bir yıkım yaşayacaktır. 

Bir gün sizin sevdiğiniz haliyle ortaya çıkma ihtimaline, potansiyeline ataç olarak o anı bekleyerek, sevdiğiniz kişinin gerçekte olduğu haline bir nevi katlanıyorsunuz.

Verdiğimiz bu örnekler kişiye mahsus olmalla beraber, aynısı durumlar ve olaylar için de geçerlidir. Yarattığınız frekanslarla üzerinize çektiğiniz olaylar ve durumlar aslında gerçek iken, siz arada bir değişken durumları görüp bunların olabileceği potansiyeline ataç olup beklenti içinde yaşar, ve kendi yarattığınızı illuzyonlara katlanırsınız.

Herkes kendi potansiyelini kendi zamanlamasına göre, kendi hedeflerine ve kendi kişisel gelişimine uygun bir şekilde ortaya çıkarmak ve keşfetmekle yükümlüdür. 

Titreşip kendinize gelin. Hayat sizin hayatınız. 

Not: makalelelerim bir bütünlük arzeder. Hepsi birbirini tamamlar ve birindeki sorunun çözümü diğer makalede mevcuttur.

14 Ocak 2019 Pazartesi

Aversion - Anti Ataç



Bu yazıyı okumadan önce “Ataçı Bozun” adlı makaleyi okumanız gerekmektedir. Zira devam niteliği taşır.

Ataçı bozmak kendini bedensel yada duygusal olarak uzaklaştırmak demek değildir. Ataçı bozmak bizi karşı tarafa bağımlı kılan titreşimlerden kendimizi özgürleştirmektir. Ataçı bozmak karşı tarafı her zamankinden de daha çok sevmektir. Bunun yolu da onu bütünüyle, tamamen sevmekten geçer. Ataçı bozmak sadece ve sadece sevgideki kişisel beklentilerimizin ötesine geçtiğimizde, yani bu beklentilere ataç olmadığımızda gerçekleşir. “Let Go” yani bırakmanın gerçek anlamı sanılanın aksine daha fazla sevmektir.

Hepimiz mutlu olmak isteriz, paralelinde de incinmemek. Mutluluğu insanlara, sahip olduklarımıza, şartlara ataç ederiz. Bunları kaybetme endişesi bizi kedere sürükler. Şartların değişmesi ihtimali bizi mutsuz eder. Bu yüzden bizi tanımlayan duygulara ataç oluruz. Bunlar da malesef genellikle olumsuz olanlardır. Hatta bundan kendine konfor alanı yaratanlar olur.

Etrafımızdaki dünyayı kontrol etmeyi bıraktığımızda, sizi tamamlaması için gereken özgürlüğü tanımış olursunuz. Bu şekilde bir bütün, BİR olursunuz. Bırakmak bu yüzden önemlidir, bıraktığımızda mutluluk içeri girer.

Ataç olmadan bir hayat sürmek için daha fazla insanla iletişime, etkileşime geçelim. Bu sayede dar alanda kısa paslaşmalardan kurtulur, etrafımızdaki sınırlı sayıdaki insana bağımlı hale gelmeyiz. “Birbirimizi tamamlayan elmanın iki yarısıyız” gibi sözlere aldanmamamk gerekir. Kimse bir diğerinin yarısı olamaz. Siz kendi başınıza tam ve bir bütünsünüz. Bu yüzden arasıra yalnız takılmakta fayda var. Kendi başımıza yetmeyi öğrenmenin de, birey olmanın da zamanı geldi. Hobileriniz olsun, kitap okuyun, yürüyüş yapın, hatta ve hatta “mal” gibi hiçbir şey yapmadan durmanın keyfine varın, tüm bunları yalnız yapın. “Onsuz yapamam, edemem” gibi laflardan özgürleşin. Ondan önce de vardınız. Onsuz da gayet ayakta durabilecek, şartlar değiştiğinde her zamankinden daha güçlü kendinize yetebilecek ve hayatta kalabilecek kapasitedesiniz.

Geçmişe mazi, geleceğe niyazi. Geçmiş adı üstünde geçmiş artık. Kendimizi cezalandırmanın, kabullenmemenin, inkar etmenin sonu yok. Geçmişe ataç olmayalım. Korkunun yerine sevgiyi koyalım. Sevdiğimiz şeye odaklanalım ve listelerimizi hep sevgi üstüne oluşturalım. Değerli olduğumuzu bilelim ve kendimiz ve insanlık için güzel şeyler yapmaktan kaçınmayalım.
Ataçın kökünde yanılgılar vardır. Ataç olduğumuz şeye aslında var olmayan anlam ve değerler yüklemeye başlarız.  

Yalnızsanız toplum ille de hayatınızda biri olması için size baskı kurar. Belki çok güzel yada yakışıklı değil, belki çok utangaçız. Hayat yalnız geçer mi? Omuzunda ağlayacak biri olmasın mı? işte onlara kanarız, yalnızlığımız batmaya başlar ve birini bulma çabasına gireriz. Ve bulduk diyelim. Zavallı bulunan. Hayatı boyunca doyurulmamış istek, ihtiyaç ve çöplerimizle onu boğmaya başlarız. Hele bi de ihtiyaçlarımızı karşılamaya başlasın, adam için kadın (yada tam tersi) vazgeçilmez olacak ve onu elde tutma ve kaybetme endişeleri başlayacak. Karşılamazsa bu sefer mutsuzluğuna geri dönecek ama yine bunun sorumlusu partneri olacak. Onu bırakırsa kedere ve yalnızlığa düşecek, sorumlusu yine belli.

İşte ataçı bozmanın yanlış anlaşıldığı yer burda başlıyor. Duygulardan ve bunu yaratan titreşimlerinden özgürleşmek yerine, sevdiğimiz insanı terk etmek, ayrılmak, bir daha da “şeytan görsün yüzünü” moduna girmekle karıştırılıyor. Ataç olmanın tersine İnglizce’de “aversion” deniyor. Tam tercümesi yok. Nefret, dışlama, hoşlanmama, hatta en birebir tercümesi “tiksinme”. Aversion Terapi diye Türkçemize girmiş adıyla seanslar yapılıyor. Mesela sigaradan tiksindirme yöntemi ile sigarayı bırakmanız sağlanıyor.

İliskideki ataçı bozma da yanlış anlaşılır ve yanlış uygulamaya koyulursa, sevdiğiniz kişiden nefret etmeye, sürekli zihin çatışması yaşamaya, onu kendinizden uzaklaştırmaya, onu asla bir daha görmek istememeye başlarsınız. Bu ataç olunan herşey için geçerlidir. Paraya ataç olan biri bu yolla hayatını bir çadırda mı geçirecek? Sevdiğine ataç olan biri hayat boyu yalnız mı yaşayacak? Bu sefer ”kimse benim için yeterince iyi değil. Aşk meşk zayıflar için. Benim yapacak önemli işlerim var” demeye başlarız.

Ötekileştirip dışladığımız, nefret edip uzaklaştırdığımız şeyle işimiz biti mi sanıyorsunuz? Aklımızın bir ucu hep onda olacak. Kiminle beraber? Bensiz nasıl geçiyor günleri? Kıskançlık, merak ve hazımsızlık. Zıttı bile olsa Ataç olmaktan çok da farklı değil. Yine ona bağımlı kaldık. Bir şeyden ne kadar nefret edip uzak durmaya kalkarsanız ona o kadar ataç olursunuz. Nefret titreşimleri güçlü bir duygudur. Ondan nasıl intikam alırım diyerek sinsi planlar yapmak, her hareketini gizliden izliyor olmak, onla görüşmesen dahi ortak eş dost, sosyal medya vasıtasıyla sürekli onun hakkında bilgi toplamak, yada kendin hakkında onlar vasıtasıyla bilgi göndermek de ataçın bir halidir. Hiçbir şey bitmiş değildir. Ataç devam eder., hem de patalojik seviyede.

Bu yüzden ilişkinizde sorun varsa lütfen içinize dönün. Hayatımıza giren her kişiyi hayatımızdan atmak benzer kişileri hayatımıza çekmeye son vermeyecek. Değiştirmemiz gereken her defasında hayatımıza giren kişi değil, duygularımızın yarattığı titreşimlerdir. Her defasında aynı frekansta yayın yaparsak, bize hizmet edecek frekanstaki insanları üzerimize çekmeye devam edeceriz. Her defasında da “hep de aynı insanlar beni buluyor” deyip mızmızlanıp dururuz. Beraber olduğumuz kişi bizim hangi ihtiyaçlarımıza ilaç oluyorsa, ataç olduğumuz şey bu ihtiyaçların karşılanıyor olması ve bunun bizde yarattığı duygusal karşılığı, yani titreşimidir. Bizde eksik olanın dolduruluyor olmasıdır. Besin kaynağı bizim ataç olduğumuz şeydir. Duygularımız, hissettiklerimizdir. Kişinin bizzat kendisi değil. Dolayısıyla, kişi hayatınızdan çıkarsa ataç olduğunuz şeyden mahrum kalıp derin üzüntüye boğulursunuz. Besleneceğiniz duyguları yaratan kaynak gitmiştir. Koşa koşa yalvar yakar peşinden gidersiniz. Yada artık sizi beslememeye başladığında onu suçlamaya başlar, bu sefer tiksinme terapisi uygularsınız kendi kendinize.

Biz bi silkinip kendimize gelelim.

Daha doğrusu titreşip…