5 Haziran 2015 Cuma

NÖTR OLMAK - HİÇLİĞİN BİRLİĞİ

Şimdiye dek hep pozitif ve negatif düşüncelerden, dualiteden, yin yangdan filan bahsettik ve hepsinin sonunu herşeye karşı nötr olmakla bağladık. Okurlardan gelen yoğun istek üzerine nötr olmayı açmaya başlayalım.
Nötr olmak, İngilizce’deki karşılığı “neutral”, yani tarafsız ve atıl olmak anlamına gelir.
Aydınlanmaya giden zorlu yolda, hiçbir tercihi olmayanlar  yolu en kolay yürüyecek olanlardır. Birşeye ne kadar çok sarılır ve onu saplantı yada takıntı haline getirirseniz; başka bir deyişle size yapışmasına izin verirseniz; yada tam tersi önünüze gelen herşeyi elinizin tersiyle iterseniz, inkar eder, olduğu gibi kabul etmezseniz, işleri zorlaştırısınız. Ne sarılmanın, ne de itmenin olmadığı o anda, herşey yapmacık olmaktan çıkar ve  açıklığa kavuşur.
Eğer asıl gerçeği görmeyi hedefliyorsanız, o zaman hiçbir şey hakkında fikir yürütmeyin. Ne taraf tutun ne de karşı durun. Sevmediğiniz birşeye karşı sevdiğiniz birşeyi koymak, sadece zihnin hastalıklı bir eyleminden başka birşey değildir.
Aydınlanma yolunda yürüyeceğiniz yol o kadar uçsuz bucaksızdır ki, içinde ne birşeyler çok fazladır, ne de eksiktir.  Hiçbir şeyin gerçek doğasını göremediğimiz için, insan olan bizler hep seçim yapmak durumunda hissediyoruz. Kabul yada red...
Ne sizin dışınızda gelişen şeylerin, ne de kendi içinizdeki hiçliğin içinde yaşamaktan vazgeçin. Sadece herşeyle “bir” olmayı baaşrdığınızda, o zaman tüm karmaşa yok olmaya başlayacaktır. Durağan olacam diye aktif olmayı bıraktığınızda, bu yoldaki mücadeleniz sizi yine aktif yapacaktır. Zira mücadelenin kendisi aktivitedir. Mücadele verdiğiniz konuya yapıştığınız sürece “birlik” sizden uzak kalacaktır. Bu yüzden de hem aktivite ve durağanlık, hem de kabul ve red olayında tümden çuvallarsınız.
Birşeylerin gerçekliğini inkar edip red etmek, o şeyin gerçekliğine duyulan özlemdir.
Herşeyin boşa olduğunun koyu savunucusu olmak da o şeyin gerçekliğine duyulan özlemdir.
Bu konularda ne kadar çok konuşur ve düşünürseniz, gerçekten o kadar uzaklaşırsınız.
Artık gerçeklerin peşinde koşmayın; sadece fikir yürütmekten vazgeçin.
Bir keresinde bir arkadaş toplantısında, bir anda masadaki herkes bir tartışmanın içine girdi. Herkesin söyleceği bir şey vardı. Herkesin kendi söylediği doğruydu. Öyleki karşı tarafın konuşmasına izin vermeden sözünü kesmeler; sesini yükselterek baskın çıkmalar; bir takım mimiklerle “hadi canım sen de”, “atıyorsun”, “yalan” imalarında bulunmalar; neredeyse karşısındakine uçan tekmeyle karşılık verecek duruma gelmeler.. sonra bir an geldi hepsi durdu ve bana baktı. İçlerinden biri “abi senin hiçbir fikrin yokmu? Nası bi adamsın sen? Sence hangimiz haklıyız?” diye sordu.
“İçinizden birinin haklı olması neyi değiştirecek? Buyur en haklı sen ol. Yada sen ol. Yok yok sen ol. Birinizin haklı olması diğerlerinin kendi gerçekliklerini değiştirecek mi? Hayır. O yüzden ben haklı olmak yerine mutlu olmayı seçiyorum. Buyur en haklı sen ol. Sen haklı hissettiğin için mutlu ol, ben mutlu hissetiğim için haklı olayım.” 
Zihni yok ederseniz madde de yok olur, zira her düşünce eşittir enerji ve varolan herşey enerjinin maddeleşmiş halidir. Nesne dediğimiz bu varolan şeyler özne dediğimiz zihnin ürünüdür.  Zihin de, yani özne de, nesneler yüzünden sürekli çalışır. Bu ikisinin bizi götüreceği tek gerçek: “hiçliğin birliği”dir.
İyi ve kötü ayrımı yapmayı bıraktığınızda, fikir üretmekten ve önyargılardan kurtulursunuz. 
Aydınlanmaya odaklanmak bile bu fikrin size yapışmasına neden olur ve yoldan çıkmışsınız demektir.
Herşeyin doğasına uyumlandığınızda akışta olursunuz. O zaman yolda rahat  yürürsünüz, kimse yada hiçbir şey sizi rahatsız edemez.
Herkesin kendi gerçekleri vardır, dolayısıyla tüm evren “gerçek” çöplüğüyle doludur, çünkü herkesin gerçeği deneyimlerinden edindiği şeylerdir ama aslında tek bir gerçek vardır. Ayrımcılık cehaletin kendisine yapışan nesnesel ihtiyaçlarından doğar. Ayrımcılık yapan bir zihinle zekaya ulaşamazsınız. Gerçekte iyi kötü, güzel çirkin yoktur. Bunları zihin yaratır. Yaratmakla kalmaz maddeleştirir. Beğenmek yada beğenmemek olgularının gerçekte yeri yoktur. Tüm dualite cehaletten kaynaklanır. Aslında herşey yarattığımız illuzyonlardan ve rüyadan ibarettir.
Gözler hiç kapanmasa rüya görmeyiz. Zihin ayrımcılık yapmasa yüzbinlerce şey aynı olur, tek bir öze ait olur. Herşey bir ve aynı olunca zaman kavramı da ortadan kalkar.
Size yapışan şeylerden kurtulun. Sahip olduğunuzu sandığınız nesneler yavaş yavaş sizi ele geçirip onlar size sahip olmaya başlar. Duygu ve düşünceler, bilgi, deneyim, imgeleme bunların hepsi değersizdir. Deneyimler olaylara yorum katmanıza neden olur. İyi, kötü gibi dualiteye dayalı fikirler bu şekilde oluşur. Hisleriniz en saf ve doğal haliyle kaynağından gelse bile, zihin tüm deneyimlerini, travmalarını ve öğretilmiş bilgileri harmanlayıp illaki yorum katacaktır. Zihin ayrımcılık yapan en tehlikeli düşmanınızdır.
Hayatımızı koşuşturmaca içinde yaşıyoruz. Sürekli bizi meşgul etme üzerine kurulu bir sistem yaratılmış. Bu sistemin en önemli ve göz ardı edilen silahı ise zaman. Hepimiz zaman kazanmak yada zaman öldürmek için yaşıyoruz. Uyanacağımız zaman, işe yada okula gideceğimiz zaman, öğle arası, iş çıkışı, köprü trafiği, haberler, diziler, özel günler, randevular herşey zaman tarafından yönetiliyor. Zihinlerimiz bu şekilde çalışırken hücrelerimiz de aynı şekilde çalışmaya başlıyor. Onlar da zaman kazanmaya çalışıyor. Uygun yaşam alanı bulduğunda virüs gibi çoğalmaya başlarlar, tıpkı bizler gibi. Öldüğümüzde bilgi aktarımını çoktan yapmış oluruz.  Yaşam alanı hayatta kalmayı gerektirecek kadar zorlu ise, çoğalacak, bilgi aktarımını yapacak ve ardından ölecek lüksü yoksa, o zaman hücreler ölümsüzlüğü seçerler.  Zaman ve tüm ölçü birimleri evrenin sonsuzluğunu unutturmak için uydurulmuş kodlamalardır. Zihin birşeyi yarattığında, yani enerji maddeye dönüştüğünde maddeye varlığını zaman verir. Dolayısıyla bizi de var eden zamandır, zira bizler de birer illuzyonuz. Zaman yoksa biz de yokuz. Olmadığımızın farkına vardığımızda hiçliğe ve birliğeulaşırız.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme