30 Ekim 2012 Salı

Öğreti Çöplüğü

Türkiye genelini geçin, sırf İstanbul'da kaç kişisel gelişim merkezi olduğunu sayanınız oldu mu? İşte ben saydım demeyi çok isterdim ama malesef ben de tam sayamadım. Sadece son gittiğim fuarlarda kart bırakma gafletinde bulunduğum firmalardan abartmıyorum günde 2-3 eposta geldiği oluyor. Herkes deli gibi günde ikiye varan seminer ve eğitimler veriyor. Kimisi yabancı, kimisi Türk eğitmenler. Bunlara giden yüzlerce insan var. Herkes bir arayış içinde, herkes acınacak halde. Lakin bu arayış içinde olanlar, kendilerini bilgelik yolunda çok önemli adım atmış, dünyayı kurtarmak üzere seçilmiş insanlar olduklarına inanıyorlar. 1 haftalık yada 3-4 günlük kurstan geçen herkes o öğretinin uzmanı, master'i, hatta hocası kesiliveriyor. Sertifikalar havalarda uçuşuyor. Anlayacağınız yalnız Türkiye'nin değil, dünyanın dört bir yanı "ÖĞRETİ ÇÖPLÜĞÜ"ne dönmüş durumda. 

E sen de Çin'e mine gitmedin mi kardeşim diyebilirsiniz. Evet gittim. Adamlar daha Çin'e gitmeden aylar önce çalışmam için bana ödevler ve diyetler verdiler. 5 ay kadar kısa bir süre kaldım ama Pazar günleri dahil hergün kapalı kaldığımız tapınaklarda sabah akşam çalıştırdılar. Ülkeme döndüm, yetmemiş gibi bir dolu ödevlerle uğurladılar. Halen hergün düzenli olarak o ödevleri yerine getirmekle cebelleşiyorum. Ve halen de ortalıklarda dolaşıp "ben bu konuda çok iyiyim, Türkiye'de tekim" demeye çekiniyorum. Zira benim de halen katedeceğim çok yol var. Evet, ben yolumu katederken isteyenlerle bilgi paylaşımı yapabilirim ama buna hiçbir zaman "eğitim" demek içimden gelmeyecek. Çin'de aldığım öğretinin adı Qigong. Garip bir ismi var değil mi? Bu öğretiyi merak eden bazı Eğitim Kuruluşları beni tanışmak için davet ettiler. Konuşmaların arasında şirket sahiplerinden birisi "Ya bunun adı çok garip, gel biz buna başka bir isim bulup öyle lanse edelim" dedi. İşte çöplüğe bir gönderi daha...

Dünyada var olan pek çok öğreti haritanın doğu tarafından gelir. Bunlar aslında çok ama çok basit öğretilerdir. Herkes yapabilir ama ustalaşmak seneler ister. Öğretiyi alan Batı, önce yukarıdaki gibi yaklaşır. Önce isim takar. Kendi öğretisi gibi lanse eder. Kendisinin o öğretiyi yalayıp yuttuğunu, ustalaştığını ve bunla yetinmeyip kendinden pek çok şey eklediğini söyleyerek yeni bir isim takmanın hakkı olduğunu iddia eder. Peki isim takıldı. Öğreti halen çok basit. Bunu bu haliyle pazarlamaya kalkarsa herkes yapar hale gelir ve kendi monopollüğü çok kısa sürer. Olaya "inisiasyon" yada "el verme" eklenir. Böylece ondan el almayan bu öğretiyi öğrenemez hale gelir. Diğer el vereceklerin de birkaç sene cebelleşmeleri gerekecektir. Böylece o daha çok yol katedecek ve onlarla arasındaki mesafeyi açmış olacaktır. El verme yada inisiasyonla da yetinmezler. Ne kadar karmaşık hale getirirlerse o kadar zor öğrenilir ve bir şey ne kadar zor öğrenilirse o kadar parasını hak eder hale gelir. Bu yüzden ek bir takım hareketler, sesler, ritüeller, seromoniler, gurup seansları, semboller vb şeyler konulur. Öğreti seviyelere bölünerek senelere yayılır. Öğretiyi tanıtan misyonerler bile "Ben ancak bu kadar yardımcı olabilirim, tamam ben bu öğretiyi uyguluyorum ama kursu hocanın kendisinden almanız gerekiyor" diyerek tekelci zihniyete alet olurlar. Tekelci zihniyet peşinde müritler oluşturur. Herkes onun ağzına bakar, o ne derse yapılır, nereye giderse takip edilir. Usta kavalını çalar, herkes peşine kuyruk olur.

Arayış içinde olanlar arayışı hiçbir zaman kendilerinde sonlandırmazlar. Arayan ne aradığını bilmez ama ne aradığını bilmeden yola çıkması için de güçlü bir dürtüsü vardır. Yolda ilerlerken önüne çıkan hiçbir şey ise onu tatmin etmiyor. Yeniden aramaya başlıyor. 

Öğretinin felsefesini yaparken bile bunu %100 kendi içlerine yedirmiş değillerdir. Zira EGO'ları tavan yapmaktadır. Mesela yaşam koçlarını ele alalım. Kendiyle barışık tek bir yaşam koçuna rastlamış değilim (olanlara lafım yok). Bu insanlar başka insanlara yol göstermeye çabalıyorlar. "Ben insanlara bir dokunuşumla hayatlarını değiştiriyorum" diyen megalomanlar mevcut. Yogacı arkadaşlarım var. Sanarsın ki ermişler ama çoğu tam tersi. Öğretiyi alan herkes üzerine birşey bile katmadan, yani öğrenme yolunda devam etmeden, bilgiyi pekiştirmeden sadece hocadan aldığı bilgiyle ortalıklarda ahkam kesmeye başlıyor. Zamanında üniversitede kurs verirken, 5 sene boyunca sürekli eğitim vermeme rağmen, yurt dışı bağlantılarıyla halen bir yandan kurs almaya devam ettiğim sıralarda, son kurs verdiğim gurup birkaç aylık bilgileriyle ayaklanma yapmaya kalktığında şöyle EGOsu çok yüksek bir laf etmiştim onlara: "Bildiğiniz herşeyi size ben öğrettim, ama bildiğim herşeyi değil". Öğrenme sürekli devam eden bir süreç. Bilmeyip de bildiğini sanmak ise çok tehlikelidir. Öğretiyi alan herkes dediğim gibi dünyayı ve diğer insanları değiştireceğini sanıyor, halbuki değişim önce kendinden başlar. 

Öğreti çöplüğüne dönmüş dünyamda "Kişisel Gelişim" adı altında kurs alan insanların çoğu malesef "Kişisel Gerileme" yaşıyor. Zira arayış içinde kendilerini daha çok kaybediyorlar, kendilerinden daha çok uzaklaşıyorlar. Sistemin amacı da bu zaten. Bu öğretilere karşı gibi duranlar, bu öğretilerin çoğalıp insanların kendilerinden uzaklaşmalarını hayranlıkla seyrediyorlar. Hatta gizliden gizliye destek veriyorlar. Bunların içine bilinçaltı (subliminal) müzik ve affirmasyon adı altında kendi fikirlerini yada pazarlama taktiklerini empoze ediyorlar. İnsanlar ise bunları kişisel gelişim diye ne dinlediğini bile bilmeden kulaklarına takıveriyorlar. Sistem insanların birbirlerini meşgul etmesi üzerine kurulu iken bundan daha güzel ne olabilir ki.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme