1 Mayıs 2014 Perşembe

Seçim Ustası mı, Durum Kurbanı mı?

Seçim Ustası mı, Durum Kurbanı mı?

Önünüzde iki seçenek vardır: ya “seçim ustası” olacaksınızdır yada “durum kurbanı”.
Seçim ustası olmak deyince akla ilk, doğru seçimleri yapmak ve buna göre hayatımızı daha olumlu yönde şekillendirmekgelir. Zira pek çok kişisel öğreti kitabında bunu dayatırlar bize. Hatta açlıktan kıvranarak ölen ulusların durum kurbanıoldukları ve kendi seçimlerinden dolayı bu halde olduklarını söyleyen “Secret” tarzı kitaplar da vardır. Hatta evrenden torpili olan Türk kitapları da. Hepsi de doğru seçim yapmak üzerine kurulu bir kurgudan bahsediyor. Elbette buna aykırı bir iki laf edeceğim, ağır olun.
“Neden?” sorusuna, “Başka seçeneğim yoktu” cevabını veren durum kurbanı, “Çünkü ben öyle istedim”le başlayıp kararlı bir cevap veren ise seçim ustasını oynar.
Durum kurbanından başlayalım. Durum kurbanı, kendi kontrolü dışında oluşan faktörler yüzünden mağdur olan kişiye denir. Çoğu zaman bu faktörler seçim ustaları tarafından yaratılır. Şimdilik buna girmeyeceğim. Bu insanlar başına gelen her şeyi kadere, doğa kanunlarına yada kasıtlı yada değil diğer insanlara bağlar. Durum kurbanlarının en belirgin özellikleri yanlış zamanlamadır ya da yanlış zamanda yanlış yerde olmak. Öyle ki, yapılacak bir hareketin zamanlamasını yanlış seçtiği için başına gelmedik kalmaz. Yatırım yaparsın, zamanlaman kötüdür, iflas edersin. Evden dışarı adım atarsın, düşe düşe yıldırımın senin tepene düşeceği tutar. Suça herkes ortaktır! Örneğin, durum kurbanı olarak işlenen bir suçun mağduru oldunuz. Bu durumda tamamıyla masum olduğunuz söylenemez. Masum kurban diye birşey yoktur. Sürekli durum kurbanı olmaktan yakınan kişiler, egolarını şişirerek bunun arkasına sığınmaya ve herşey onların kontrolü dışında gelişiyormuş mazeretiyle mağduru oynamaya devam ederler.
Tüm bunlar mazeret değil!
Tüm olumlu şartlar sağlandığı halde, hepimizin yine de yanlış yaptığı şeyler olmuştur. Yanlış yapmak insanı mağdur yapmaz. Kaldı ki, doğrular ve yanlışlar ortak bilincimizin birer uydurmacasıdır. Hayatında hiç yanlış yapmadan yaşamış yada öyleymiş gibi davranan insanlardan korkun. Dualite yada YinYang her iki durumu da aynı anda birlikte barındırır. Biri ortaya çıktığında aslında diğeri de mevcuttur. Mağdur olan her an zalim, zalim olan her an mağdur rolüne bürünebilir. Zıtlar her an tetikte beklemektedir.
Peki seçim ustasına gelelim...
Hepimizin hayatı seçimlerle doludur. Araba istersin, ne alacağına karar verinceye kadar akla karayı seçersin. Sevgili istersin, hep doğru insanın karşına çıkmasını beklersin. Bu arada karşına pek çok insan çıkar, ama hepsinin gözünün üzerinde kaş vardır. Kariyer yapacaksındır, ne iş kolu seçeceğinden hangi şirkete CV göndereceğine kadar dokuz takla atarsın. İşverensindir, bir dolu mülakat arasında hangi elemanı alacağına bir türlü karar veremezsin. Bunların en kötüsü ise, sahip olmak istediğin şey seni şart koşmaya itiyorsa asıl problem o zaman başlar. Hayatının keyifli olmamasını evde eksik olan müzik sistemine; düzenli bir hayat sürmemeyi bir eşin eksikliğine; seyahat edememeyi araban olmayışına; istediklerini yapamamayı paranın olmayışına bağladığın an senin için evrenle aranda bir inatlaşma süreci başlar.
Öğretilere kalırsa tüm isteklerin arasında en doğru seçimi yaptığın anda başarıya ulaşırsın. Dikkat “başarı”! Başarı sistem tarafından uydurulmuş, seni beni meşgul etme üzerine kurulu bir tiyatrodur. Kariyer bunun en somut örneğidir. Zira 21. Yüzyılın icat edilmiş en tehlikeli silahıdır. Hepimizi modern köleler haline getirmenin en havuçlu yoludur. Sanırsınız ki istediğiniz pek çok şeyi satın alma gücü sizi süper özgür kılıyor. Sonra bakarsınız nefes bile alamıyorsunuz. Trafiklerde, iş gezilerinde, o toplantıdan bu toplantıya, gece gündüz, haftasonu demeden eşşek gibi çalışıyorsunuz. Elinize son teknoloji bilgisayarlar ve akıllı telefonlar verip evinizde bile size huzur vermiyorlar. Evde, tatilde, her yerde e-postalarınıza bakmadan edemiyorsunuz. Çoğunuzun tatilleri zehir oluyor. Hayatınızda sürekli Cuma olduğunu farketmeye başladığınızda ve haftasonunu da kayda değer geçiremediğinizi farkettiğinizde aradan çok sular akmış oluyor. Göbeklenmiş, genç yaşta yaşlıların hastalıklarına yakalanmış, yorgun bezgin, yaşama sevincini ve amacını yitirmiş, erken menapozlara, antropozlara, 30 yaş 40 yaş sendromlarına girmiş insanlara dönüşüvermişsiniz.  Şu halde, seçim ustası mısınız, durum kurbanı mı? Seçim ustasısın, zira işi de kariyeri de sen seçtin. Durum kurbanısın, zira sistem sana vurdukça vuruyor, durum kontrolünden çıkmış durumda.
Peki size gerçek seçim ustasının tarifini vereceğim. Sıkı durun!
Tüm fiziksel bedenler doğar ve ölür. Bu bize öğretilmiş çaresizliklerin en başında gelir. Yaşlanmak ve ardından ölmek ufak yaştan programlanmamız sonucu kaçınılmaz olan sonlardan biridir. Zira çocukluğumuz sistem tarafından çok çabuk bir şekilde yok edilir. “Sen abi oldun artık onu yapma, bunu etme, adam gibi otur, şımarma, gülme” gibi safsatalarla gittikçe bedensel esnekliklerimizi kaybeder, hareketsiz, yaşama sevincini gittikçe yitiren ve “yaşına uygun” programlanmış robotlar olarak yaşamaya devam ederiz. (Çin’de rastladığım ve bir binanın ikinci katına zıplayarak çıktığına şahit olduğum Şaolin rahibinin dediklerini unutamıyorum:“Bize çocukluğumuzdan itibaren çocuk kalmamız öğretiliyor!”). Eğer fiziksel beden olmayı seçersek tüm bu saydıklarım kaçınılmaz olacaktır. Ancak, birer “ruh” olduğumuza inanırsak o zaman bedenlerimizin ölecek olmasına çok takılmayız, zira ruhların kendisi zarar görmez, yaşlanmaz yada ölmez. Ruhani yaşamın başlangıcı yada sonu yoktur. Ruhların varlığı bedenlerin başına geleceklerle tehdit edilemez. Bedenlerimize odaklandığımız sürece sadece bedensel, maddiyata dönük bir yaşam süreriz. Bedensel hayata inandığımız sürece “varlığımız” yada “oluş”’umuz bu bedenle sınırlı kalacaktır ve başı ve sonu olacaktır. Bunu durduramacağımıza inanarak sistemin kölesi haline geliriz. Diğer yönden, beden değil de ruh olduğumuza inanırsak, o zaman sadece bu bedenler içinde var olan ruhlar oluruz ve ruhani hayata daha fazla odaklanırız. Bedenlerimizin başına gelen şeyler yada maddiyat bizi çok fazla üzmez. Korkularımız yerini sevgiye bırakarak ruhlarımız daha da güçlenir ve ustalaşmaya başlarız.
Seçim ustası aldığı kararlardan dolayı pişmanlık duymaz. Herkes seçimlerinde özgürdür. Seçim ustası da bu özgürlüğü dibine kullanan kişidir. Yanlış yapmaktan korkmaz. Yaptığı her şeyin sorumluluğunu sevgiyle üstlenir. Başına gelen hiçbir şey için başkalarını suçlamaz, sorumlu tutmaz, yada kendini durum kurbanı ilan etmez. Kendiyle sonuna kadar barışıktır. Başkalarının aldığı aksiyonlara karşı da saygılıdır. Bilir ki, o da onların seçimi. Hatta biri öldüğünde arkasından yas tutmaz, bilir ki o bedeni terk etmek ruhun en doğal seçimi. Arzu ve isteklerinden arınmış bir hayat sürer. Onu mutlu etmesi için çok özel bir şeye (maddiyat) yada oluşuma (başarı, kariyer vb) gerek yoktur. Onu mutsuz edecek de çok olağanüstü bir durum yoktur. Haklı olmak yerine mutlu olmayı seçer. Peşinden gideceği bir mürşide yada arkasından onu takip edecek müridlere ihtiyacı da yoktur. Evrenle ve var olan her şeyle “bir” olduğunu kabul eder.
Seçim ustası her şeye sahip olup, hiçbir şeye ihtiyaç duymayandır.
İstediğiniz her şeye şimdiye dek hep şart koştunuz. Şunu yapmam için şuna sahip olmam lazım, şunun için şu gerek, bunun için bu gerek diye... “Sahip olma” arzusunun yanında dualite gereği hep “kaybetme” duygusu da birlikte yaşar. Seçim ustası olma yolunda aldığınızı sandığınız her olumlu karar aslında beraberinde kaybetme korkusu gibi negatif duyguları da barındırdı. Evren, sen ona şart koştuğun sürece İngilizce’de hepimizin çok iyi bildiği “Don’t mess with me!” yani “Bana bulaşma!” diyerek sizi başından savar yada seçim ustası olmayı beklerken sizi bir güzel durum kurbanı yapıverir.
Halbuki yapman gereken tek şey isteklerinde nötr olmaktır. “Let Go”. Evet yine Çin safsataları, Tao Mao...
Bir şeye karşı nötr olursan, yani ona olan arzularından kaynaklanan kaybetme korkusuna sahip olmazsan... Yani ona sahip “olmak” ya da “olmamak” halinin seni farklı biri yapmadığını bilirsen...
O zaman o şeyi "seçme" kudretine sahip olursun. Çünkü içindeki pozitif (istek, arzu, dilek) ve negatif (kaybetme korkusu, kaygı) güçlerin karmaşası arasında kontrolünü kaybetmemiş olursun. Güç tamamen sana geçmiş olur.
Bu da seni “seçim ustası” yapar.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder